Hayatın bir anlamı olmalıydı benim için. Boş yere yaratılmış olabileceğimize inanmıyordum, inanmak istemiyordum. İnancıma ters olsa da şu an hayatın bir amacı olmadığı kanaatine vardım. Uzun bir süre sadece sürüklendim ve doğrusu hala sürüklenmeye devam ediyorum. En sonunda sıkıldım. İnsanoğlunun çözüm bulamadığı diğer şeylerden biride sıkılmaktı. Vaktimi öldürmek için uğraştım. Tembellik ettim, oyun oynadım, film ve dizi seyrettim. Derdime çağre olamadım. Bugün ölmek ile yarın ölmek arasındaki farkı ayırt edemez oldum. Ölmek ve kurtulmaktı belki de çağrem. Eğer ki hayatın bir amacı yoksa yaşamanın da bir anlamı yoktu. Ölüm her birimiz için gün geçtikçe yaklaşıyordu. Belli ki tanrı bizleri yaratmış ve öylece dünyaya bırakmıştı. Bir tek istediği kendisine ibadet etmemizdi. Tembellik eden biri ile arı gibi çalışan birinin, zengin ile fakirin, hayatı anlamlı olan birinin ile (Bu ne demek ise) hayatı anlamsız birinin bir farkı yoktu.
Neydi bu hayatın anlamını bu kadar önemli kılan? İnsanı hayvandan ayıran en büyük özellik gelişmiş bir akla sahip olmamız diyebiliriz sanıyorum. Gelecek, ölüm, zaman gibi soyut bazı kavramları düşünebilmenin yanında gelişmiş aletler üretebilmemize yardımcı oluyordu. Bir akıl sahibi olabilmek harika görünüyordu. Bence de harika bir şeydi. Maalesef tanrı herkese akıl bahşetmemişti. Akıllı insan, zeki insan, düşünen insan övgülerinin yanında çok fazla önemsenmeyen bir durum ise aklın aslında insana zarar veriyor olmasıydı. Düşünmek insana verilmiş bir yüktü. Tanrı insan cezayı cehennemde vermeyi beklemek yerine yer yüzünde veriyordu. Ölümlü hayatımıza birer anlam arayışı bulmak ile kafayı bozmuş, hayatımızı daha anlamlı kılmaya çalışıyorduk.
Bir insan kariyerinde en tepeye ulaştığında hayat amacını tamamlamış olurdu belki de bir oyuncu için hayatının sonuna kadar bulabildiği her anını oyunlara vermesi hayatının anlamlı kılmaya yeterdi, belki de sevdiği kişiyle bir ömür geçirmek hayatını huzura ermesine yeterdi. Öyle miydi gerçekten? Öldükten sonra geride kalanların ne anlamı vardı? Ölümden sonra sevdiğim kızın, kariyerimin ya da elektrik faturasını düşünmek için bir sebebim yoktu. Diğer dünya var veya yok fark etmeksin tek gerçek bu dünya ile olan bağımın koptuğuydu. Bize ait tek bir şey ise şu andı.
Ve bir kez daha ayağa kalkmaya çalışıyorum. Hep iz bırakmak istedim. Benim için hayatın anlamı buydu. İnsanın varoluş amacı… Christopher Nolan olmak, Stephen King olmak, Hayao Miyazaki olmak, daha adını bilmediğim ve iz bırakmış insanlar gibi olmak istiyordum. Benim için ölümsüzlüğün tanımı da buydu. Bir resme baktığınızda içinizde hissettiğiniz, bir kitap okuduğunuzda bir karaktere büründüğünüz ve bir film izlediğinizde aylar, yıllar sonra bile tap taze zihninizde yer ediyorsa birileri kalbinize dokunmayı başarmış olmalıydı. O kişi her kimse öldükten sonra bile yaşamaya devam ediyordu yaptığı eserlerle. Bu ölümsüzlük değil miydi? Bu dediklerim yukarıda dediklerim ile zıtlık oluşturduğunu fark ettim an yıkıldım. Amacımı kaybetmiştim ve bir tek kaybettiğim şey o da değildi. İçimde yanan ateşi de kaybettim. Bugün ölmek ile yarın ölmek arasındaki farkı ayırt edemediğimi söyledim ama hala buradayım. Her yaptığım şey sadece bizi öleceğimiz zamana kadar oyalamak için var ise kitap yazarak oyalanabilirim. Ölümsüzlüğümü ve hayat amacımı kaybetmiş olabilirim ama yaşadığım zaman diliminde belki kalplerinize dokuanbilirim. Umarım dokunabilirim.
Vakit varken tomurcukları topla. Zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.
Ölü Ozanlar Derneği