Judeau (Bölüm 13)

      Biten sigaramın yerine bir yenisini daha yaktım. Çakmağı cebime koyarken ne kadar daha bekleyeceğimizi düşünüyordum. Kevin’ın baktığı yöne baktım. Ivan’ı sokağın sonunda bir an önce görebilmeyi umuyordum ama gelen giden yoktu. Başıboş sokakta yalnız biz vardık. Daha fazla ayakta dikilmek istemeyerek kaldırımın kenarına çöktüm. Sokağın sonundan gözlerimi ayırıp önüme baktım. Ayaklarımı asfalt zeminde ileri geri sürtmeye başladım.

      “Ne zaman gelecek?”

      “Az biraz daha sabret, sonunda istediğimizi elde edeceğiz.”

      Sigaranın külünü kenara boşalttım. “Haklısın.”

      Küçük bir ayak hareketiyle beni dürttü. Başımı kaldırıp ona baktım. Arkasında bizi aydınlatan sokak lambası gözlerimi kamaştırmıştı. Hemen elimle gözlerimi perdeledim.

      “Neşelen dostum, birazdan gelicek ve sonunda mutlu olucaz.”

      “Öyle diyorsan.”

      Şu an için Kevin’ın dediğini dinlemekten başka bir seçeneğim yoktu. Sigaramı içiyor, sokağın her iki ucunu arada bir kontrol ediyordum. Sigaramın sonlarına yaklaştığım zaman ileride bir çift far gördüm. Bunun onlar olup olmadığını bilmiyordum. Sokak lambalarının altından geçtikçe büyük bir araç olduğunu fark ettim. Olduğumuz sokağa girdiğinde hızını azaltıyor, bize karşı selektör yapıyordu. Ayağa kalkıp önümüze gelmesini bekledim. Simsiyah transporter tipi araç sonunda önümüzde durdu.

      Sürgünlü kapı hiç zaman kaybetmeden açıldı. “İçeri girin.”

      Kevin’ın arkasına içeriye adımımı attığım sıra elimdeki sigarayı fırlattım. Aracın içerisi de dışarısı gibi simsiyahtı. Kapı kenarına oturunca karşımdaki adam kapıyı sertçe bana doğru ittirdi. Aracın içini dördümüzün ortasında bulunan tavan lambası aydınlatıyordu. Her şeyi gözler önüne sermiyordu ancak loş ortamda göz gözü görebiliyordu. Kevin’ın karşısında oturan Ivan’a baktım. O sert bakışlarından hiç ödün vermiyordu. Üzerimde biraz tedirginlik vardı. İlk kez böyle büyük bir işe girişiyordum. Doğru düzgün bitmesini umuyordum.

      Kevin elini Ivan’a uzattı. “Bizim için geldiniz, teşekkürler.”

      “Önemli bir iş için buradayız. Buradan çıkıp gittiğinizde mutlu olmak istediğinizi düşüyorum.” Gözleri Kevin’ın üzerinden benim üzerime kaydı. “Arkadaşın da senin gibi akıllı birine benziyor.”

      Kevin bana hızlı bir bakış attı. “Kendisiyle bir kez karşılaşmıştınız. Muhtemelen hatırlamıyorsunuzdur, güvenilir biridir.”

      Gözlerimin içine bakıyordu. Benden büyük olduğu belliydi ama otuzun üzerinde olduğunu da düşünmüyordum. Bakışlarının altında ezilmek istemedim. Gözlerimi kaçırmadan konuşmaya başladım.

      “Yardımınızla uyuşturucu işini büyütmek istiyoruz.” Cüretkârlığım sonucunda Ivan bana bakmaya devam ediyordu.

      “Karşımda duruşunu sevdim.” Sert bakışlarının altında dudaklarını hafif kıvrıldığını gördüm. Bununla birlikte tedirginliğim biraz olsun azalmıştı. “Bob! Biraz gezintiye çıkalım.”

      Şoför, Ivan’ın sözünün üzerine hemen harekete geçti. Camdan dışarıya baktım. Sokak lambalarını birer birer arkamızda bırakıyorduk. Bugün benim için her şey değişecek, o huzurlu hayata bir adım daha yaklaşmış olacaktım. Tüm kusurları geride bırakıp yolumda yürümeye devam ediyordum. Camdan gözlerimi ayırdığımda karşımdaki adamın bizi baştan aşağıya süzdüğünü gördüm. Ivan’ın yanında sesini çıkarmadan oturuyordu.

      “Kevin içeriye girip çıktın, değil mi?”

      “Bu bir kez oldu ve bir daha böyle bir şey olmayacak, söz veriyo-”

      “Sizinle çalışmak güzel olabilirdi ama…” O an düşüncelerim iç içe geçip birbirine kenetlendi. Açtığı ilk konu beynimde bir şimşek çakmasına sebep oldu. Her şeyin farkına vardım ve bunun için çok geç kalmıştım. “Maximillion hatayı kabul etmez. Malları ondan temin etmenizden dolayı ucu şimdiden ona dokundu bile.”

      “Ivan neler diyorsun?”

      Ivan siyah takım elbisesinin belinden silahı çıkartarak Kevin’a doğrulttu. Silahı gören gözlerim bunun gerçek olmadığına inanmak istiyordu. Bu hayallerimin çok ötesindeydi. Ivan’ın elinde tuttuğu silaha bakıyordum sadece. Ne yapıp ne yapamayacağını kestiremiyordum. İçimde adrenalinin yükseldiğini hissediyordum. Kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. Düşünmem gerekiyordu, buradan kurtulmanın bir yolunu bulmam gerekiyordu. Silah gözlerimin önündeyken düşünmek hiç kolay olmuyordu. Göz ucuyla camı gördüm.

      “Tüm sorunu temelden çözüyorum.”

      “Dur lütfen, bunu yapma.” Duyduğum ses, tanıdığım Kevin’a ait değildi. Gözlerini Ivan’ın gözlerine dikmiş, adeta yalvarıyordu. “Du-dur, Iva-”

      Vücudumun yüzüme sıçrayan kana karşın refleks göstermesiyle gözlerimi sıkıca kapadım. Yüzümün üzerinde Kevin’ın sıcak kanını hissediyordum. Bu tamamen gerçekti. Kevin hemen yanımda ölmüştü ve sıra bendeydi.

      Sürgülü kapıyı nasıl açıp kendimi dışarıya attığımın farkında değildim. Yerde yuvarlandıktan sonra hiçbir acıyı umursamadan ayağa kalktım. Tek yaptığım koşmaktı. Var gücümle oradan uzağa gitmem gerekiyordu. Beni öldürecekti. Kevin’ı öldürdüğü gibi öldürecekti. Hızlı hızlı nefes alıyor, ciğerlerim yanıyordu. Kalbim bana yetişebilmek için çırpınıyordu. Hiçbir şeyin önemi yoktu. Yalnızca koşmam gerekiyordu, tek ihtiyacım olan şey buydu. Arkamdan ateş ediyorlardı. Küfürler savurarak koşturmaya devam ediyordum. Nerede olduğumu, nereye gitmem gerektiğini bilmiyordum.

      Az önce hiç çalışmayan aklım şimdi durmak bilmiyordu. Kevin’dan uzaklaşmama rağmen onu aklımdan çıkaramıyordum. Başının yana düşüşü, kanların etrafa yayılışı, hayata tutunmak için almaya çalıştığı zar zor nefesler… Ciğerlerine çekmeye çalıştığı hava onu hayatta tutmaya yetmiyordu. Gözlerim kararmaya başladığında etrafı seçmekte zorluyordum. Duramazdım, koşturmaya devam etmem gerekiyordu. Ciğerlerim yanıyordu. Ağzımdan soluyordum ama yeterli değildi. Boğulacak gibi hissediyor, nefes almakta zorlanıyordum.

      Artık arkamda silah seslerini duymuyordum. Beni kovalamaya devam ediyorlardı. Hemen arkamda… Hemen arkamda Kevin vardı. Her şeyi arkamda bırakmalıydım, Kevin’dan kurtulmam gerekiyordu. Bilmediğim sokaklara giriyor, arada bir arkama bakıyordum. Her an arkamdaydı. Ne kadar koşturursam koşturayım, ondan kurtulamıyordum. Ciğerlerim iflas etmiş, kalbim az biraz daha koşturursam duracaktı. Girdiğim tenha ara sokağın duvarlarına yanaştım. Daha fazla koşturamıyordum. Duvarların yardımıyla attığım son birkaç adımın ardından el ayaktan kesildim ve duvarın dibine yüzüstü, bok çuvalı gibi devrilmiştim. Hareket edemiyor, bir parmağımı dahi kımıldatamıyordum. Kontrolsüz nefeslerin eşliğinde tek yapabildiğim hayatta kalmaya çalışmaktı. Kevin’ın cansız bedenini karşı duvarın dibinde görebiliyordum. Başı yana devrilmiş, üzeri kanlarla kaplıydı…

      Bir el saçlarımı okşamaya başladı. Bu bana huzur veriyordu. Gittikçe sakinleşiyordum. Ben yerde yatarken yanı başımda beni bekliyordu.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Begin typing your search term above and press enter to search. Press ESC to cancel.