Theodore (Bölüm 23)

      Birkaç günün ardından içimde yükselen huzuru görebiliyordum. Günden güne kendimi daha iyi hissediyordum. Yatağımdan kalkmam, yalnızca çalışmak ve para kazanmak için değildi. Göreceğim çok şey vardı, daha da önemlisi yaşayacağım bir hayat vardı. Bu hiç kolay olmayacaktı benim gibi biri için ancak denemekten başka bir şey gelmiyordu elimden. Önce ilk adımı daha sonra diğer adımı atacaktım.

      Evden çıkmadan önce annemi düşündüm. Onu hâlâ düşünmeye devam ediyordum. Sabah kalktığımda yatağın yanındaki tekli koltuğa bakmaya devam ediyordum. O benim için her zaman var olacaktı. Kalbimin en derinlerinde büyük bir yere sahipti. Onu yaşatıyor, onunla yaşıyordum.

      Bu koca evde bir başıma daha fazla duramıyordum. Benim için ne kadar büyük olursa olsun, bana dar geliyordu. Dış kapıyı açıp apartman boşluğuna çıktım. Katları arkamda bırakırken ev sahibinin kapısının önünden geçtim. Artık bir huzursuzluk hissetmiyor, beni duyup duymayacağını umursamıyordum. Rahatladığımı hissediyordum, bu harika bir histi. Şu an gülecek bir şey yoktu ama yüzümde engel olmadığım bir gülümseme yerini alıyordu. Hâlâ aşmam gereken şeyler vardı, iş bulup ev sahibine parasını ödemem gerekiyordu ama mutluydum. Mutlu ve gülebiliyordum. İster istemez duraksadım merdivenin orta yerinde. Annemin şu an beni görmesini istedim. Aslında beni oradan bir yerden görüyor olmalıydı. Bunu hiçbir zaman bilemeyecektim. Öyle olmalıydı ve inandığım şey buydu.

      Merdivenin sonuna yaklaştıkça huzursuzluk etrafımı sarıyordu. Bu sefer beni etkilemesine izin vermeyecektim. Adımlarımı yavaş ve etkili bir şekilde sürdürüyordum. Basamakları arkamda bırakıyor, yürümeye devam ediyordum. Apartman kapısının önüne geldiğimde derin bir nefes alıp kapıyı araladım. Gün ışığı bulduğu aralıktan içeriye sızıyordu. Kapıyı geçebileceğim kadar açtığımda kendime düşünme fırsatı vermeden dışarıya attım. Duygularım birbirine girmiş, içimde bir kaos hüküm sürüyordu. Bir tarafım içeriye geri dönüp dört duvar arasına sığınmam için savaş verirken diğer tarafım buna karşın yoluma devam etmem için savaşıyordu. Kapının önünde soluklanmak biraz iyi olabilirdi. Kafamı toparlayıp kendimi iyi hissettiğimde yoluma devam edebilirdim.

      İnsanların önümden geçip gittiklerini seyrediyordum. Biri gidiyor, bir başkası geliyordu. Kaldırımın boş kaldığı bir an yoktu. Belki bazılarını daha önce görmüştüm ama farkında bile değildim. Onlar her zaman olduğu gibi olsalar da ben onlara aynı gözle bakamıyordum. Aceleyle oradan oraya gidiyorlar, bir kez olsun etraflarına bakmıyorlardı.

      “Çekilin önümden, lütfen yol açın!” Kaldırımın soluna baktığımda insanların arasından sıyrılmaya çalışan bisikletli çocuğu gördüm. “Ah, pardon…”

      Bazı insanları rahatsız ederek yoluna devam ediyordu. Önümden geçtiğinde içimde süre gelen savaşın bitiyor olduğunu fark ettim. Kendime zaman ayırıp içimdeki kötü taraftan kurtulmayı düşünsem de hiç beklediğim gibi olmamıştı. Dışarıya adım atmam beni karamsarlığa sürüklüyordu. Düşünmeden hareket etmem gerekirken düşünmeyi seçmiştim. Bu, şu an kendime yaptığım en kötü şeydi. Sadece ilerlemem gerekiyordu. Sonrasında… Sonrasını bilmiyordum.

      Kapı hemen arkamdaydı, kaçmak için en iyi fırsat buydu.

      İçimdeki ses bas bas bağırdıkça ben bir adım atıyordum. Adımlarımın onu bastırabilmesi umuduyla ilerliyordum. İş bulmaktan önce ilerdeki parka gitmek istedim. Küçük lokmalarla başlamak benim için iyi olacaktı. İçimdeki düşman çırpınmaya devam ediyordu. Beni geri götürmek için aklına gelen her şeyi söylüyordu. Dışarının güvenli olmadığı, insanların bana zarar vereceği, annemin beni evde beklediği… Bu yalanlara kanmayacaktım. Kararlı bir şekilde adımlarımı atmaya devam ediyordum. İnsanların ardından geçiyor, sokakları geride bırakıyordum. Her adımda sesi biraz daha kısılıyordu. Sonunda pes ederek susmayı seçti.

      Yolu yarılamıştım. Kaldırımda yürümeye devam ederken gökyüzüne baktım. Birkaç bulut dışında masmaviydi. Geriye dönseydim bu güzel havayı kaçıracaktım. Etrafımda kaç kişi başını kaldırıp gökyüzüne bakıyordu? Bu güzel havayı görüyorlar mıydı acaba? Binaların çatılarını gördüğümde aklıma başka bir düşünce yerleşti. Ben çatıya çıktığım zaman beni fark eden bir kişi oldu mu? Yürümeye devam ederken binaların çatılarına bakıyordum. Bir kişi oradaysa onu görebilmem gerekirdi.

      Bunca zamandır onlardan biri olmak istemiştim. Bunu da diğer her şey gibi geç fark ediyorum. Her zaman onlardan biri olduğumu görememiştim. Ne kadar üzücü bir durum. Meğer hiç onlara benzememem gerekiyormuş. İşe gidip gelmekten hayatı kaçırıyor, bir kez olsun başımı yukarı kaldırmayıp havanın güzelliğine bakmıyordum.

      Parkın önüne geldiğimde bu düşüncelerden arındım. Elimden geldiğince hayatımı yaşayacaktım. Parkın kapısını arkamda bırakmış, ilerliyordum. Öğlen saatlerinde park oldukça doluydu. Herkesin gözü benim üzerimde gibi hissediyordum, bunun bir yanılsama olduğunu biliyordum. Herkes kendi halinde takılıyordu. Kendime küçük küçük telkinlerde bulunuyordum, sorun olmadığıyla ilgili. Devam etmeme yardımcı oluyordu. Buraya kadar gelmiştim, devamını da getirebilirdim. Sadece adım atmaya devam etmeliydim.

      Oyun alanının yanından geçerken çocuklar dikkatimi çekti. Bir önceki gelişimde çok kötü olmuştum. Salıncakta sallanan çocuklara bakıyordum. Birinin yanında annesi duruyordu. Onun için her şey çok güzel olmalıydı. Başka bir çocuk kaydıraktan kaymaya hazırlanıyordu. Başka bir yerde ise bir baba çocuğunu omzuna almıştı. Bunları görmek beni biraz etkiliyordu. Böyle şeyleri çok fazla yaşamamıştım. Şimdi ise bu çocukları kıskanıyordum ama onların benim yaşadığımı yaşamasını istemiyordum. Güzel ve mutlu bir hayat yaşamalarını umuyordum.

      Bir süre daha çocukları izledim. Bazıları gereğinden fazla hareketliydi, bu kadar enerjiyi nereden buluyorlardı? Bir çocuğun oyun alanın en tepesine çıktığını gördüm. Plastik çatının en üstüne oturmuş, arkadaşına sesleniyordu. Onlar birbirine bakıp gülüşürlerken oyun alanının yanından ayrıldım. Bir bank bulup oturacaktım. Ayaklarım ağrımaya başlamıştı ve iş aramaya nereden başlayacağımı düşünmeliydim.

      İlk gördüğüm boş banka yaklaşıyordum. İleride büyük sayılabilecek bir göl vardı. Banka oturup etrafa bakınmaya başladım. Bu hoş manzaranın tadını çıkarmaya çalışıyordum. Göl ve etrafını saran ağaçlar insana huzur veriyordu. Etrafı seyrederken içimdeki sesi duyamıyordum. Başka bir zaman kendisini göstermek için geri çekilmişti.

      İnsanları seyrediyordum. Birbirleriyle hoş vakit geçiriyorlardı. Aralarından bir park görevlisi dikkatimi çekti. Hemen ileride kucağında renkli taşlar taşıyordu. Tek dizinin üzerine edildiğinde taşları nazikçe çimenlerin üzerine bıraktı. Taşları birbirinin üzerine ve yan yana dizerek parkı süslüyordu. Park görevlisi taşları dizmeye devam ederken arkasından hasır şapkalı beyazlar içerisinde genç bir hanımefendi yaklaşıyordu. Park görevlisinin yanına vardığında hafifçe omzuna dokundu. Aralarından geçen konuşmayı duyamıyordum ama yüzlerinde oluşan gülümsemeyi görebiliyordum. Birkaç taşı daha diğerlerinin yanına yerleştirdikten sonra beraber boş bir banka doğru ilerlediler.

      “Yanınıza oturabilir miyim?” Önünde köpeği olan bir kadın bana bakıyordu. “Köpek sizin için sorun olmaz umarım.”

      Elimle yanımı gösterip oturabileceğini dile getirdim. Köpeğin tasmasını biraz elinde dolaştırarak yanıma oturdu. Arkasına yaslanıp etrafına bakarken altın tüylü köpeği hemen önünde kıpırdanıp duruyordu. Kımıldayamayacağını anlayınca gözlerini bana dikti. Zararsız duruyor, hatta sevecendi.

      Bana doğru yaklaşınca kendimi geri çekmeden edemedim. “Seninle tanışmak istiyor.”

      Yavaşça önüme geldiğinde elimi ona doğru uzattım. Köpeğin başını okşamaya hazırlanıyordum. “Adı ne?”

      Hayata bir adım attım, çünkü yüzüm gülüyordu artık.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Begin typing your search term above and press enter to search. Press ESC to cancel.