Theodore (Bölüm 17)

      Göğün bağırması ödümü koparıyordu. Arabanın arka koltuğuna biniyordum. Babam kapının kapanmasıyla hemen yola koyuldu. Gözlerimi olabildiğince ön taraftan uzak tutarak pencereden dışarıya bakıyordum. Gözlerimiz buluştuğu zaman babamın bakışları benim bakışlarımı delip geçiyor, bana olan nefretini gözler önüne seriyordu. Dışarıda kara bulutlar bir araya toplanmışlar yağmurun haberini veriyorlardı. Havanın aydınlanmasından birkaç saniye sonra gök tekrardan bağırdı. İrkilip sakinlemek için başımı koltuğa yasladım. Gözlerimi kapattım. Dikkatimi gök gürlemesinden uzak tutmaya çalışıyordum. Az biraz kendime geldiğimde arabanın tavanından patırtı sesleri gelmeye başladı. Her saniye şiddetlenerek hızını arttırıyordu.

      Gözlerimi açtım. İkiz aynasından bana bakan bir çift gözle karşı karşıya duruyordum. O bakışlar beni arabanın koltuğuna gömüyorlardı. Korkudan hemen gözlerimi kaçırıp pencereye baktım. Pencerenin camına çarpan damlalar süzülüyordu. Biri gidiyor, bir diğeri onun yerini dolduruyordu. Damlaların süzülmelerine bakarken doğrulup damlaların ardına bakmaya başladım. Sokak lambaları gecenin karanlığını aydınlatıyordu.

      Sokağın sonunda sağa döndük. Bu yol annemin çalıştığı yere gidiyordu. Sokağın ortasına geldiğimizde babam arabayı kaldırımın kenarına yanaştırdı. Annemin çalıştığı yerin ışıklarına baktım. Yarı açık kapının başında bir silüet görüyordum. Babamın sabrı hızlıca tükenmişti. Anneme gelmesi için şiddetle korna çalışıyordu. Son kornanın üzerine kapının önünde ikinci bir silüet daha belirdi. Yarı açık kapıdan dışarıya çıkarlarken sağdaki silüet elindeki şemsiyeyi açtı. İkisi birden şemsiyenin altında bize doğru geliyordu. Daha da yaklaştıklarında sol taraftaki kişinin annem olduğunu seçebildim. Annemle çalışan bir adam, annemin ıslanmaması için arabaya kadar eşlik ediyordu. Yanımıza geldiklerinde camdan annemin içimi ısıtan gülümsemesini gördüm. Gözlerinin içi gülüyordu. Adama teşekkür etmesiyle ön kapıyı açtı. Adam geniş adımlarla geri dönerken annem kapıyı arkasından kapattı.

      Araba yeni hareket etmeye başlamıştı ki babam kükremeye başladı. “Başka bir adamla olmamanı söylemedim mi sana?”

      “William başka bir adamla beraber de-”

      Babam sağ elini gelişi güzel anneme savurdu. “Az önceki neydi amına koyduğum!”

      Annemin neresine vurduğunu görememiştim. Her zaman olan, sebepsiz yere açtığı tartışmalardan bir tanesiydi. Kıskanmak adı altında annemin canını yakıyordu.

      “Adam yalnızca iyilik…” Annemin sesi titriyordu.

      Yağmurun cama vurmasına bakıyordum. Her bir damla bana vuruyor gibiydi. Babam annemin canını yakıyordu. Vuruyor, pat… Bağırıyor, pat… Ağlatıyor, pat… Gözlerim giderek doluyordu. Annemin canı yanıyor, benim canım yanıyordu.

      Eve gittiğimiz patika yola girdiğimizde babam bağırıp çağırmaya devam ediyordu. Annem daha fazla nefesini tüketmek istemezken annemin kolundan tutup çekiştirmeye başladı. “Sana diyorum lan!”

      Annem kolunun serbest kalması için uğraşıyordu. Babam annemin kolunu asılırken ara ara önüne bakıyor, arabayı tek eliyle kontrol etmeye çalışıyordu. Hiçbir şey yapmadan pencereye bakmaya devam edebilirdim. Yağmurun süzülüp gidişini izleyerek tüm olanları görmezden gelebilirdim ama annemin canı yansın istemiyordum. Ben de arka koltuktan babamın koluna yapıştım. Elimden geldiğince annemin kolunu bırakmasına yardım ediyordum.

      Annemin kolunu bıraktı ve beni arka koltuğu ittirdi. “Sen karışma bu işe!”

      Arabanın içi aydınlanırken gözlerimi dolduran beyaz ışığa kilitlendim. Babamın söyledikleri önemini giderek yitiriyordu. Gözlerime ışık doldukça büyümelerine engel olamıyordum. Nereden geldiğini kavrayamadığım çok yüksek bir korna sesi etrafı sarmış, kulaklarımı çınlatıyordu. Gözlerimi ışık kaynağından ayıramıyordum. Korna sesi peş peşe gelirken ışığın biraz yalpalandığını fark ettim. Işık annemin önünden sağ cama doğru geçtiğinde arabanın sert bir iniş yaptığını hissettim.

      Babam arabanın kontrolünü kaybetmiş, patikanın dışındaki ağaçlara hızla ilerliyorduk. Ağaca çarptığımız zaman büyük bir gürültüyle öne doğru savruldum. Kafamı koruyamadan ön koltuğa çarptım. Geri koltuğa sektiğimde hareketsiz uzanıyordum. Başımda büyük bir ağrı vardı. Hareket edecek gücü kendimde bulamıyordum. Gözlerimle etrafa bakınıyor, olan biteni kavramaya çalışıyordum. Bir kaza yapmıştık ve… ve burada hareketsiz bir şekilde uzanıyordum. Kalbim hızla atıyordu. Anneme bir şey olmuş muydu? Anneme seslenmek istiyordum ama beceremiyordum. Dudaklarım titriyordu. Lütfen ona bir şey olmasın. Arabanın ortasından çarptığımız ağaca baktım. Parçalanmış cam ve motordan çıkan dumanlar görünüyordu. Olan gücümün de tükenmesiyle gözlerimi açık tutmakta zorlanmaya başladım. Daha fazla gözlerimi açık tutamazken motordan gelen hırıltılarla yağmurun sesi birbirine karışıyordu. Annemin sesini duymak istiyordum. Orada olduğunu, onun iyi olduğunu bilmek istiyordum.

      Gözlerim kapanmadan önce gördüğüm son şey arabanın arasına düşen annemin koluydu.

      Öylece dikilip tanrıdan medet umma. O öldü, bu basit gerçeğin farkına var.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Begin typing your search term above and press enter to search. Press ESC to cancel.