Theodore (Bölüm 20)

      Sıcacık yatağımda yatarken tanıdık bir ses bana sesleniyordu. Uykumu bölüp kalkmak istemiyordum. Biraz kendime gelirken gözüme vuran güneşten rahatsız oldum. Başımı hafif yana kaydırarak güneşten kurtulmaya çalıştım ama bu bir işe yaramamıştı. Güneş beni kaldırmak için elinden geleni yapıyordu. Hiç kalkmak istemiyordum. Yüzümü yastığa gömüp hafifçe gülümsedim. İllaki kalkacaktım, bunun kaçarı yoktu. Pencereden dışarı, masmavi gökyüzüne baktım. Gökyüzünde bir tane bile bulut görünmüyordu. Sonsuz mavi gökyüzü bana huzur veriyordu. Üzerimden battaniyeyi atıp doğruldum. Yataktan sarkan ayaklarım yere değmiyordu. Komodinin üzerinde en sevdiğim kitabı gördüm.

      “Okula geç kalacaksın, hemen giyin ve aşağıya in.”

      Yataktan inerek kapıya doğru ilerledim. Üzerimi giyinmem gerektiğini söylüyordu ama tek ihtiyacım olan onu görmekti. Aralık kapıdan dışarıya çıktığım gibi az ötedeki merdivenden inmeye başladım. Birer birer ona doğru yaklaşıyordum. Şu an benim için elime tutuşturacak bir şeyler hazırlıyordu.

      “Daha yatakta mısın?”

      Yatakta değildim, yatakta daha fazla vakit geçirmek istemiyordum. Artık ayağa kalkıp kendi ayaklarımın üzerinde yürümek istiyordum. Merdivenin son basamağında indiğimde mutfağa yöneldim. Salonun yanından merdivenin arkasına yürüyordum. Mutfak kapısının önüne geldiğimde onu gördüm. Annem tam karşımdaydı. Sırtı bana dönük bir şeyler hazırlamaya devam ediyordu. Mutfağa adımı attığım sıra beni fark edip arkasını döndü.

      “Sana giyinmeni söylemedim mi? Üzerindekilerle aşağıya…” Annemin yanında bitip sıkıca sarıldım. “Bu da ne için?”

      “Seni çok özledim anne.”

      “Ben burada…”

      “Değilsin anne, sen gerçek değilsin.”

      Karnına yasladığım başımı okşamaya başladı. Onun o huzur veren elleri saçlarımın arasında dolanıyordu. “Beni gerçek görmüyor musun?”

      “Üzgünüm, artık kendi yoluma gitme vaktim geldi.”

      Her iki omzumdan da tutarak beni kendisinden uzaklaştırdı. Onunla göz hizasına gelmiştim. O küçük çocuk değildim artık. Benim yüzümü inceliyordu. İkimiz de sessiz sedasız ayakta dikeliyorduk. Yüzümü incelemeyi bitirdikten sonra vücuduma baştan aşağıya bakmaya başladı.

      En son gözlerimin içerisine baktı. “Görmeyeli çok büyümüşsün Theodore.”

      Annem kalbimde yaşamaya devam edecekti. Onun tahtı hiçbir zaman yıkılamazdı ama yürümeye başlamalıydım. Önüme bakmak, gökyüzünü kucaklamak istiyordum.

      Gözlerimi açtım. Yarı baygın bir şekilde kapının önünde yatıyordum. Her yerim ağrıyordu. Ne olmuştu bana? Bayılıp kalmıştım resmen. Ağrılarıma dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Ağrılarımın çok sorun çıkarmayacağını düşünerek ayağa kalkmaya çalıştım. Yanlış bir düşünce olduğunu ilk denemede farkına vardım. Canımın yanmasına rağmen olduğum yerde sırtüstü döndüm. Tavanı görüyordum, odanın içerisine dolan güneş ışığı eşyaların üzerine düşüyordu. Her şeyden öte ne yapmıştım da vücudum bu kadar ağrıyordu? Bunun sebebini bir türlü hatırlayamıyordum. Kendimi zorlamayıp tavanı seyretmeye devam ettim.

      Artık vücuduma ne olduğunu düşünmüyordum. Kendimi bununla yıpratıp durmayacaktım. Olan olmuş ve vücudum ağrıyordu. Yüzümü yıkayacak ve kendime gelecektim. Kendimi biraz daha iyi hissettiğim zaman yavaşça doğrulmaya çalıştım. Vücudum ağrıyordu ama bununla baş edebilirdim. Sağ omzum acıdığında dişimi sıkmadan edemedim. Sağ omzum çok acıyordu. Etrafımdaki eşyalardan yardım alarak zor da olsa ayağa kalkmayı başardım.

      Yatağımın yanında duran tekli koltuğa baktım. O günleri geride bırakacaktım. Kalbimde benimle beraber her yere götürecek ama onlara kapılmayacaktım.

      Odanın kapısından ayrılıp banyoya doğru yürümeye başladım. Ağrılarıma biraz olsun katlanabiliyordum ancak sağ omzum zorluyordu. Aynanın karşısında gözlerimin içine baktım. Artık eski Theodore’u göremiyordum. Hâlâ korkak ve zayıftım. Bunun üzerine yürümeye ise kararlıydım. Göz altlarında bulunan morluklar dikkat çekmeye devam ediyorlardı. Bitkin ve yorgun görünüyordum. Bu içlerinden en normaliydi. Vücuduma ne yaptıysam? Onun dışında saçlarım darmadağındı. Sol kolumla becerebildiğim şekilde saçlarımı taradım.

      Çeşmeyi açıp yüzümü yıkadım. Suyun ferahlığı yüzüme vurmuş, kendime gelmiştim. Bir kez daha kendime baktıktan sonra banyodan ayrıldım. Evde durmak, vaktimi dört duvar arasında geçirmek istemiyordum. Dışarıya çıkıp bu güzel havanın tadına varmak istiyordum. Geçen gün gittiğim parkta oturup temiz havayı içime çekmeyi aklımdan geçirdim.

      Koridorun ortasına geldiğimde bir heyecanla kendimi apartman boşluğuna attım. Kapıyı arkamdan çektiğim gibi merdivene yöneldim. Merdivenden inerken sağ omzum sarsıldıkça canım acıyordu. Katları arkamda bırakırken ev sahibinin katına geldim. Onunla karşılaşmaya çekiniyordum. Sessizce ve dikkatli bir şekilde kapının önünden geçip merdivenden inmeye devam ettim. Kirayı çok uzun zamandır geciktiriyordum. Beni gördüğünde ne diyeceğini hayal bile edemiyordum. Bir süre daha göz önünde olmamak daha iyi olacaktı muhtemelen.

      Merdivenin sonlarına geliyordum. Her adımda içim içimi yiyordu. İçimde biri var, dışarıya çıkmak istiyor. İnsanlardan uzak, güvenli dört duvar arasına dönmem için beni uyarıyordu. Attığım her adım bir öncekinden daha zorluyordu. Yalnızca dışarıya çıkacak ve insanların arasına katılacaktım. Göğsüm sıkışmaya başladı. Bu kadar zor olan neydi? Bir adım daha… Aldığım nefes bana yetmiyordu. Bir nefes daha… Gözlerim bulanıyordu. Bir adım daha…

      Bir adım daha atamayacaktım. Olduğum yere çöküp dinlenmeye başladım. Etrafımı bulanık görüyordum. Bulanık gözlerle apartman kapısını zar zor fark edebiliyordum. Üç beş adımın ardından dışarıdaydım ama yapamıyordum. Kaçan ben, bana izin vermiyordu.

      Ciğerlerim ve gözlerim kendine geldiğinde ayağa kalktım. Kapıya bakıyordum ama daha fazla ilerlemek istemiyordum. Bugünlük için yeterliydi. Bu dediklerim kendimi kandırmaktan başka bir şey değildi. Eve çıkıp dinlendikten sonra tekrar deneyecektim. İndiğim merdiveni geri çıkmaya başladım. İçimdeki ben derin bir nefes almış, rahatladığını hissediyordum. Bu bir sonraki sefer böyle olmayacaktı. Bunca şeyi boşuna yaşamamıştım ben. Düştüğüm zaman ayağa kalmayı başarmıştım. Bir sonraki sefer de böyle olacaktı. Biraz ağırdan alıp zamana ihtiyacım vardı.

      Ev sahibinin önünden sessizce geçtim. Merdivenden çıkmaya devam etmeden önce durdum. Belki dışarıya çıkmayı başaramamıştım ama ev sahibiyle konuşabilirdim. Ev sahibinden kaçtıkça kaçıyordum. Azar yiyeceksem ya da evden kovulacaksam… Düşüncelerimi kenara itip kapıyı tık tıkladım. İçimdeki ben tekrar kudurmuştu. Bana kızıyordu. Bin bir kötü senaryo aklımdan geçiyordu. Elimden geldiğince pozitif bakmaya çalışıyordum. İyi düşün, iyi gör. Her şey bu değil miydi? Tek başına yetmediği bir gerçekti elbette ama bir yerden başlamak gerekiyordu. Kapı açıldığında kalbim hızlandı. Az önce aklımdan geçen tüm düşünceler, tek gerçekliğe bıraktı kendisini. Kapı ardına kadar açılırken gözlerimi yere dikerek konuşmaya başladım.

      “E-efendim bir süredir kirayı geçiştirdim. Bunun farkındayım. Ge-gerçekten üzgünüm.” Başımı çevirip bir an bile ev sahibinin yüzüne bakamıyordum. Kalbim çarpmaya devam ediyor, içimdeki bana söylenirken cümlelerimi toparlamakta zorlanıyordum. “Daha fazla sizden kaçmak istemedim. İşten kovuldum ve şu an size ödeyecek param yok.”

      Bağırıp, gürlemesine hazırlıyordum kendimi. “Bak evlat, sana çok fazla kızgınım. Kiramı uzun zamandır geciktiriyorsun. Seni…”

      “Lü-lütfen evden çıkartmayın. Sizden bir daha kaçmayacağım. İşe girdiğim gibi ödeyeceğim.”

      “Sana nasıl güvenmemi bekliyorsun?”

      Onca kaçtığım günün sonrasında karşısına çıkmış, bana güvenmesini söylüyordum. Bu söylediklerim kulağa hiç gerçekçi gelmiyordu. Ne yazık ki elimden başka bir şey de gelmiyordu. Sorusuna karşılık verebilecek en ufak bir cevabım dahi yoktu. Başım önde sessizce bekliyordum. Simon’un karşısında olduğumu anımsadım. Ona karşı her zaman böyleydim. Karşısında sessizce bir şey demesini beklerdim.

      “Evlat, sana diyorum.”

      Sessizce beklemeye devam edecektim ama bunca zamandır sessiz kalmak bana hiçbir şey kazandırmamıştı. Suçumu tamamen üstlenmeliydim. “Üzgünüm efendim, elimden yalnızca bu geliyor.”

      Dediğimin üzerine bir şey dememişti. Aramızdaki son sessizlik olmalıydı. Eşyalarımı toparlayıp gideceğim düşüncesi aklıma daha da yerleşiyordu. Konuşmanın devamının nereye gideceği belliydi. Sanırım içimde bir umut kalmamıştı. Her şey kesindi ama içimde bir şeyi daha göremiyordum. İçimdeki ben yoktu. Az önce bas bas bağıran, kapıyı çalmamam için beni beter eden o, şimdi onu göremiyordum. O kapıyı çalmıştım en nihayetinde. Sonu ise… beklediğim gibi gitmemişti. Şimdi tek diyebildiğim iyi ki kapıyı çalmışım oldu.

      “Adın Theodore’du değil mi?” Başımı sallayarak sorusunu cevapladım. “Bir süre daha mühlet veriyorum sana.  Geçtiğimiz ayın kirasını senden yine de alacağım. Kendine bir an önce iş bulsan iyi edersin, şimdiden yavaş yavaş ödemeye başlamalısın.”

      Evden kovulmamıştım. Duyduklarım gerçekti, değil mi? Heyecandan başımı kaldırıp ev sahibinin yüzüne baktım. “Teşekkür ederim, ço-çok teşekkür ederim. Bir an önce iş bulacağım.”

      Ev sahibi kapıyı yüzüme kapatırken aralıktan bana bakıyordu. “Öyle olsa iyi edersin.”

      Apartman boşluğunda bir başıma ev sahibinin kapısına bakıyordum. Biraz daha süre almayı başarmıştım. Kendime inanamıyordum hâlâ. Olan her şey sadece elimi uzatıp bir iki kez kapıya vurmamla başlamıştı. Kendimi daha iyi hissediyordum.

      Kapının önünden ayrılarak yukarıya çıkmaya başladım. Evimin olduğu kata geldiğimde cebimden evin anahtarını çıkarttım. Kapıyı açıp içeriye girmek üzereyken çatıya çıkan merdiven gözüme çarptı. Beni çağırıyor gibiydi. Birinci adım, ikinci adım… Basamakları arkamda bırakıyor, yukarıya doğru çıkıyordum.

      Çatı katına çıktığım zaman karşımda bir ben, mavi gökyüzüne bakıyordu. Günler önce burada olduğum gerçeğini asla değiştiremezdim. O adımı atabilmiş olsaydım, burada olamayacaktım. Attığım adımlarla ona doğru ilerliyordum. Her adımda biraz daha kendime yaklaşıyordum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Begin typing your search term above and press enter to search. Press ESC to cancel.