Judeau (Bölüm 19)

      Ciğerlerim kendisine geldiğinde vücudumu biraz hissetmeye başladım. Parmaklarımı ufak ufak hareket ettirebiliyordum. Ne zamandır baygın yattığımın farkında değildim. Saatler, günler… Ne zamandır buradaydım? Yavaşça doğrulmaya çabaladım. Doğrulup kalkacak gücüm yoktu. Yerden yardım alırken bile kollarım titriyordu. Doğrulmayı başardığım zaman sırtımı duvara yasladım. Her şeyi tam anlamıyla idrak edemiyordum. Kısık gözlerle etrafa salak salak bakıyordum. Karanlık sokakta bir başımaydım. Sol elimi yüzüme götürüp gözlerimi, yüzümü ovuşturdum.

      Yüzümden elime bir şeyin bulaştığını hissettim. Elimi geri çektiğimde aklım başıma geldi. Kevin’ın yüzüme sıçrayan kanıydı bu. Günler filan geçmemişti. Saatler önce Kevin ölmüştü. Kevin gözlerimin önüne geliyordu. Silaha baktığı o korku dolu gözlerinin hemen ardından ortalığı saran sesle ölmüştü. Yüzüme bir kez daha kanın sıçradığını hissettim.

      Ivan ve adamları en son benim peşimdeydi. Kalkıp gidebilecek bir halim yoktu. Şu an beni bulduklarında ne olacağı belliydi. Sessizce burada oturup gücümü toplamaktan başka bir seçeneğim yoktu. Dirseğimin içiyle yüzümdeki kanı sildikten sonra ceketimin iç cebinde olan sigara paketine uzandım. Paketin içerisinden bir sigara aldım. Parmağımdaki kan sigaraya bulaşırken dudağımın arasına yerleştirdim. Sigaranın ucunu yaktığım gibi öksürdüm. Ciğerlerim ne kadar sakinleşmiş olsalar da kendilerine gelemedikleri belli oluyordu. Öksürüğüm geçince ikinci nefesi aldım. Her aldığım nefeste ciğerlerim sigara dumanına biraz daha alışıyordu.

      Sigara üstüne sigara yakıyordum. Burada düşüncelerimden başka bir şey yoktu. Hayatım bok gibi olmuştu. Her şeyi düzeltmek için uğraşıp dururken her şey daha da boka sarıyordu. Sorunsuz bir hayat için evden kaçmıştım ama şimdi daha da sorunla uğraşıyordum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Kafam karma karışıktı.

      Dikkatim sokağın başından gelen sese kaydı. Adım sesleri duyuyordum. Ivan ve adamları hâlâ beni arıyor olmalıydı. Bu kuytu yere, gecenin bu saatinde başka kim gelirdi ki? Sesimi çıkarmadan olduğum yerde gitmelerini bekleyecektim. Ayak sesleri gelmeye devam ediyordu. Ben gerilmeye başlamıştım. Kevin’a olanlar aklımdan geçip duruyordu. Birazdan karşıma Ivan dikilecek ve silahını bana doğrultacaktı.

      Bana doğrultulmuş silahı görebiliyordum. Hemen karşımda namlusu bana bakıyordu. Ivan’a bakmak yerine gözlerim namlunun ucuna sabitlenmişti. Saniyeler sonra ucundan çıkarak bana gelecek mermiyi kaçırmak istemiyordum. Ivan hiçbir şey demeden silahı ateşlediğinde karşımda bir yabancıyı gördüm.

      “Burada ne yapıyorsun?” Karşımda görmeyi beklemediğim adamı baştan aşağıya süzüyordum. “İyi misin, seni hastaneye götürmemi ister misin?”

      Kelimeler boğazıma takılıyorlardı. İyi olmak, hastaneye gitmek, ayağa bile kalkamazken ben… “Şey, ııı… Ben…”

      Karşımda dikilen yabancıya ne diyeceğimi bilemiyordum. Yavaşça bana doğru yaklaşıyordu. İyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. Önümde çömelerek benim göz hizama geldi. Gözlerimle hareketlerini takip ediyordum. Birazdan yüzümdeki kanı fark edecekti, etmeliydi. Sonra yanımdan uzaklaşmak isteyecek ya da polisi arayacaktı. Onlar da buraya gelecekti. Bunları düşünürken Ivan’ın buraya gelmesinden daha iyi olduğu fikrine kapıldım. Bana doğrulmuş bir silah namlusu yoktu ortada. Az sonra yüzümdeki kanı görecekti…

      “Çok bitkin görünüyorsun. Senin için zor bir gün olmalı.” Hemen yanımı işaret ederek konuşmaya devam etti. “Yanına oturabilir miyim?”

      Yanıma oturmak mı? İşaret ettiği yere baktım. Yanıma mı oturmak istiyordu gerçekten? Bu anlamsız şeyi neden yapsın ki, git polisi ara hemen. Sessizce tekrar onun yüzüne baktım. Yüzümdeki kana rağmen oturmak istediği belli oluyordu. Daha fazla beklemeden yanıma oturdu.

      “Neden yanına oturduğumu soruyor olabilirsin. Seninle karşılaşmayı planlamıyordum, öylesine buradan geçiyordum. Yüzündeki kana bakılacak olursa zor bir gün geçiriyorsun.”

      Hâlâ anlam vermekte zorlanıyordum. Kimdi bu ve yüzümdeki kanı görmesine rağmen neden yanıma oturmuştu? “Neden polise haber vermiyorsun?”

      “Gerçekten polisi aramamı mı istiyorsun?”

      “Benimle oyun mu oynuyorsun yoksa sen de mi Ivan’ın adamlarındansın?”

      Öyle olsa bile ne yapabilirdim, kaçacak gücüm yoktu. Aracın içinde kaç kişi vardı, onlardan biri olup olmadığını hatırlamakta zorlanıyordum. Bizim dışımızda Ivan, karşımdaki adam ve şoför… Başka bir adamı hatırlamıyordum ama şoförün yüzünü de hiç görmemiştim.

      “Onun kim olduğunu bilmiyorum.”

      Sakince yanımda oturuyordu. Başımı adama çevirdiğimde dönüp bana baktı. “Doğruyu söyleyip söylemediğine emin olamıyorum. Birazdan Ivan’ı çağıracaksın, değil mi?”

      Dediklerime karşın gülümsemeye başladı. Ben gülecek bir şey göremiyordum. Paltosunun iç cebine uzandı. “Red Bull ister misin? Alkol içiyorsan, üzgünüm. Uzun zaman önce bıraktım.”

      Red Bull? Adamın yüzüne anlamsız anlamsız bakıyordum. Birden bire karşıma çıkmıştı. Üstüne üstlük yanıma oturmuş, şimdi ise… bu yaşananların gerçekliğini sorguluyordum. Adama bakmaya devam ettikçe cebinden iki Red Bull çıkarmanın bu kadar uzun süremeyeceğini düşündüm.

      “İki Red Bull çıkarmak bu kadar zor mu?” Lafımın üzerine adamın gülüşünü duydum.

      “Bu cebin içine neler sığdırdığımı duysan şaşırırsın.” Sonunda iki Red Bull çıkarıp birini bana uzattı. “Al bakalım. Anlatsana bu Ivan dediğin kişi de kim?”

      Ona anlatmaktan zarar gelmezdi sanırım, olduğum durum içerisinde doğru veya yanlışı ayırmakta güçlük çekiyordum. İçecekten bir yudum aldım ve anlatmaya başladım.

      Anlatmayı bitirdiğimde karşı duvara bakıyordum. Daha fazla diyecek bir şeyim yoktu. Yüzümde kan, elimde sigara, yanımda bir yabancı, yorgun bir şekilde oturuyordum. Adam elindeki izmariti ileriye atıp aramızdaki pakete uzandı.

      Sigara yaktığı ateş az biraz ortamı aydınlatıyordu. Tekrar karanlığın içerisinde kaldığımızda sigaradan ilk nefesini aldı. “Sorunsuz bir hayat demek…”

      “Ne yaptıysam, her şey daha da beter oldu.”

      O da benim gibi karşı duvara bakıyordu. Ne düşündüğünü tahmin edemiyordum. Duvara gözlerini ayırmadan bakıyordu. Karşı duvarda bir an Kevin’ı görebildiğini düşündüm. Sessizce sigaramızı içmeye devam ediyorduk.

      “Bana kalırsa sorunların en temeline inmelisin, belki bu şekilde istediğin hayata kavuşabilirsin.” Gözlerini duvardan ayırıp bana baktı. Son nefesin ardından doğrularak ayaklandı. “Seninle konuşmak güzeldi. Eve gidip biraz dinlenmelisin.”

      Daha fazla konuşmadan ara sokağın çıkışına ilerlemeye başladı. Siyah paltosu karanlığa karışıyor, her adımda biraz daha kayboluyordu. Niçin gelmişti ve şimdi neden gidiyordu? Adını bile bilmiyordum onun. Sonunda karanlığın içerisine karışmıştı. Bir daha görebilecek miydim onu? Neden böyle bir şey düşündüğümü bilmiyordum. Yanıma gelip oturmuştu öylece. Beni dinledi ve şimdi gidiyordu. Ardında başka sorular bırakmıştı, hiçbir şeyi de çözüme kavuşturmamıştı.

      Kimse kim, beni alakadar etmiyordu. Son dediği de oldukça anlamsızdı. Beni takip eden büyük sorunlarım vardı. Onlardan bir an önce kurtulmalıydım. Daha fazla arkasından bakmayıp başımı duvara yasladım. Sigaramı içmeye devam ediyordum. Bittiğini fark ettiğimde izmariti az ileriye fırlatarak yeni bir sigara yaktım.

      Başta olduğum gibi sokağın içerisinde bir başımaydım. Artık emin olduğum bir şey vardı, Ivan’a izimi kaybettirmiştim. Başımı kaldırıp gökyüzüne bakmaya çalıştım. Karanlıktan başka bir şey görünmüyordu. Baktığım şeyin gökyüzü olduğunu bile seçemiyordum. Duvarın yardımıyla birlikte ayağa kalmaya çalıştım. Vücudum ağrıyor ve sağ omzum acıyordu. Ayağa kalmayı başarmıştım en nihayetinde. Ağrılarım kımıldamamı dile getirse de bu kuru ve soğuk yerde durmaya niyetli değildim. Sağ omzumu tutup yabancının gittiği tarafa yöneldim. Adımlarımı her zamankinin aksine daha yavaş atıyordum. Ayaklarımı kımıldatmakta zorlandığım için sık sık yerde sürdüğüm oluyordu. Ara sokaktan ayrıldığım gibi evime ilerlemeye başladım.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Begin typing your search term above and press enter to search. Press ESC to cancel.