Judeau (Bölüm 3)

      Loş odanın içerisinde Veronica’yla koltuğun üzerindeydik. Karanlık oda, Veronica’nın gözlerine bakmama engel değildi. Çok güzel gözleri vardı. Baktıkça gözleri içerisinde kayboluyordum. Ellerimi onun o uzun saçları arasında gezdirmeye başladım. Her bir tanesinde ellerimden kayışını hissediyordum. O da bana bakıyordu. Şu an sadece biz vardık, o ve ben. Yumuşak, pürüzsüz elleri yanağıma değdi. Onun sıcaklığı içime akıyordu. Onu şu an öpmek istiyordum. Gözlerinin içine bakmaya devam ettim. Hiç ses çıkarmadan birbirimize bakıyor, birbirimizi seviyorduk. Sonra karanlığın ortasında bir şey fark ettim. Veronica’nın gözleri ara ara dudaklarıma kayıyordu. Daha fazla düşünmeden dudaklarına yapıştım.

      Sorunsuz hayatımın en güzel parçasıydı. “Seni seviyorum.”

      “Ben de seni seviyorum.”

      İkimiz de arkamıza yaslanıp tavanı seyretmeye başladık. Odanın loş olması dışarıdan içeriye sızan ışığın sonucuydu. Ne kadar beşinci katta duruyor olsak da sokaktan ışık içeri giriyordu. Odanın içerisinde üç veya dört saniyede bir parıldayan tek bir şey vardı, içtiğimiz sigaralar. Küllerini ise ortamızda duran küllüğe döküyorduk. Tavanı seyrettikçe koltuğa gömüldüğümü hissetmeye başladım. Gittikçe içine çekiliyor, kendimi hoş hissediyordum. Pencereden tavana vuran ince şerit ışıklar, bir uzuyor, bir kısalıyordu. Dünya adeta etrafımda dönüyordu. Az önce içime çektiğim eroinin kafası gelmeye başlamıştı. Kendimi mutlu hissediyordum. İstemsizce kendi kendime bir iki sefer güldüm. Komik olan şeyin ne olduğunu bilmiyordum ama gülmek iyi hissettiriyordu. Çok iyiydim. Sorunsuz bir hayatım vardı… Ve yanımda güzel bir kız. Her şey olması gerektiği gibiydi. Sigaramın son nefesini içime çekerek izmariti küllüğe bastırdım.

      “Bir yere mi gitsek?”

      Veronica’ya döndüm. Başını arkaya yaslamış, sigarasını içiyordu. Gözlerimi sıkıca kapadım. Kendime gelmeye çalışıyordum. Gözlerimi sonuna kadar açıp Veronica’ya odaklandım. Dışarıdan vuran ışık Veronica’nın çevresini ince bir şerit gibi sarıyordu.

      “Dışarıya mı çıkmak istiyorsun?”

      Tavana bakmaya devam ediyordu. “Yani, neden olmasın?”

      Olduğum yerde doğruldum. Loş odanın içerisine mal mal baktım. Veronica’nın sözleri beynimin içerisinde tekrar tekrar dönüp duruyordu. Odanın ortasındaki masanın üzerine bakıyordum. Sigara paketi, çakmak, eroin paketi ve kart gelişi güzel duruyorlardı. Gözlerim eroinin üzerinde sabitlendi. Dışarıya çıkmamak için bir sebep göremiyordum.

      Hemen ayağa kalktım. “Biraz eğlenelim.”

      Veronica’nın bana baktığını görüyordum. O an emin olduğum bir şey varsa onun yüzünde kocaman gülümseme olduğuydu. Koridordaki askılıktan ceketi sırtıma geçirerek odaya geri döndüm. Veronica doğrulmuş, sigarasını küllüğe bastırıyordu. Eroin paketinin ağzını düzgünce kapattıktan sonra sigara paketi ve çakmalarla beraber iç cebime attım. Veronica kalkarken yatağımın yanına gittim. Bazanın altında üç deste banknot duruyordu. Birinden yeterince parayı ayırdım. Geri kapının yanına gittiğimde Veronica ceketini giymişti. Hızlıca evden ayrılarak merdivenlerden aşağıya indik. Dışarıya çıktığımız zaman gecenin karanlığında sokak lambaları bizi karşılıyordu. Oyalanmadan metronun yolunu tuttuk. Düzgün yürüyebiliyor olsam da Veronica koluma girdi. Bu durumdan şikayet etmiyordum. Onun benim yanımda olmasını seviyordum.

      “Nereye gidiyoruz?”

      Nereye gidiyorduk? Güzel bir soruydu. Her zaman gittiğimiz mekana gidebilirdik ya da yeni bir mekan keşfedebilirdik. “Yeni bir mekan öğrendim geçen gün.”

      “Kevin’dan mı?”

      Kevin’a olan tutumunu anlamıyordum. “Hadi ama Veronica, Kevin iyi çocuk.”

      “O çocukla takılmamalısın.”

      “Şimdi bunu düşünmeyelim. Bugün değişiklik yapalım.”

      Değişikliği kabul ederek kaldırımda sarmaş dolaş yürüyorduk. Dördüncü sokağa vardığımızda metro istasyonunu görebiliyorduk. Merdivenden çıkarken bineceğimiz metro geliyordu. Hemen birbirimizden ayrılıp koşturmaya başladık. İkimiz de metroyu kaçırmak istemiyorduk. İstasyona girince hızlı bir şekilde gişeden geçtik. Metro kapıları kapanmak üzereyken kendimizi içeriye attık. İnsanların anlamsız bakışları üzerine metro hareket etmeye başladı. Daha önce metroya aceleyle binen insan görmemiş gibiydiler. Umursamadan metroda oturacak yer arıyorduk. Vagonlar arasında yürüdüğümüz sırada boş bir yer bulmayı başardık. Hemen cam kenarına oturdum, Veronica da yanıma oturdu ve bana yaslandı. Çok geçmeden Veronica cebinden telefonunu çıkardı. Her boş zamanında olduğu gibi sosyal medyada küçük parmak hareketiyle aşağıdan yukarıya kaydırmaya başladı. Metroda birkaç insanın dışında herkes telefonuyla uğraşıyordu. Telefonu çıkarmaları için ne kadar gittiklerinin bir önemi yoktu.

      Cama döndüm. Dışarıyı seyretmek istiyordum ama gece ve metro ışıkları buna izin vermiyordu. Dışarıda parıltılar görsem de daha çok kendimi görüyordum. Dağınık saçlarım her zaman olduğu halindeydi. Belki de değildi. Dağınık olmasının en güzel yanı buydu. Camdan sıkıldığımda Veronica’ya baktım. Aynı uygulamada, aynı şekilde kaydırmaya devam ediyordu. Karşısına çıkan görsellere, videolara bazen gülüyordu. Karşımıza gelen yeni videoda bir genç elindeki destesini ekrana yaklaştırıp sallamaya başladı. O parayı lüks hayatı içinde harcayışını izliyorduk. Küçük parmak hareketi… Bir ses motivasyon konuşması yaparken arkada rastgele resimler akıp gidiyordu. Parayı elde etmek mi istiyorsunuz, dediklerimi yapın(!) Küçük parmak hareketi daha… Bunun bir sonu yoktu.

      Durağa vardığımızda kapıların açılmasıyla metrodan inen ilk biz olduk. Kaldırıma ayak bastığımızda tekrar sarmaş dolaş olmuştuk. Mekana doğru yürüyorduk. Kevin’ın vaat ettiğine göre mekanda oldukça eğlenecektik. Kesinlikle gitmem gerektiğini söyleyip duruyordu. Umarım dediği çıkar.

      “Burası olduğuna emin misin?”

      Veronica’nın dediği gibi ben de burası olduğuna emin olamıyordum. Kevin’ın yönlendirmesine göre ise burası olmalıydı ancak gördüğüm bina bunun aksini söylüyordu. Ara bir sokak içerinde dış duvarları her an yıkılacak izlenimi veren, bazı katlarının ışıkları açık binanın karşısında duruyorduk. Kapısı açık binaya bakıyorduk.

      “Biraz şüpheliyim doğrusu,” diyerek kapıya ilerlemeye başladım.

      İçeriye girmeden kapının üzerinde bulunan tabelaya baktım. Üzerinde iki harf ayrı yerlerde duruyordu. Ben önden Veronica arkamdan içeriye girdi. Sensörlü lambanın yanmasıyla sarı ışık önümüzü aydınlattı. Şüphelerim artarken ileride bir asansör bizi bekliyordu. Beyaz ışıkla aydınlatılan asansörün içerisine girdiğimizde gözüme takılan ilk şey, eksi bir tuşunun üzerine yapıştırılmış renkli LunaClub yazısıydı. Bu, tüm şüphelerimi bir anda silmişti. Tuşa bastığım gibi asansör kapılarını kapatıp aşağıya inmeye başladı. İnerken kulağıma hafif müzik sesi geliyor, indikçe artmaya devam ediyordu. Yeni bir yere gelmenin verdiği büyük bir heyecan vardı üzerimde. Asansör ufak bir sarsıntıyla durmuştu. Kapıları her iki yana açıldığında duyduğumuz müziğin hiçbir şey olduğunu fark ettim. Müzik kulaklarımızı patlatacak kadar yüksek seviyedeydi. Karanlık, mor bir hava mekana hakimdi. Veronica’yla mekana ilk adımı attık. Önümüzde çılgınlar gibi dans eden büyük bir kalabalık vardı. Tek yaptıkları müziğin onlara hissettirdiklerini bedenlerine taşımaktı. Kalabalığın önüne doğru çok büyük olmayan sahne gözüme çarptı. Sahnenin üzerinde dört kişi insanları eğlendirmeye çalışıyordu. Müzik şimdiden beni ele geçirmeye başlamıştı. Olduğum yerde küçük kafa hareketleriyle eşlik etmeye başlamıştım bile. Ben mekanı şimdiden sevmiştim.

      Veronica’ya baktım. Gözlerinden her şey okunuyordu. Daha fazla bir şey demeye gerek yoktu. Benim elimden tuttuğu gibi kalabalığın arasına çekiştirmeye başladı. Kalabalığın arasına girdiğimizde etrafımızdaki insanlar kendilerini her şeyden soyutlamış dans ediyorlardı. Bazıları partnerleriyle karşılıklı dans ediyor, bizim yanlarından geçtiğimizden bihaberdi. Veronica çekiştirmeye devam ederken bir an gözüme çok sert ışık çarptı. O zamana kadar dikkat etmesem de mekanda sadece insanlar dans etmiyordu. Işıklar… Işıklar da insanlarla birlikte dans ediyordu. Karanlık ve mor mekanın içerisinde rengarenk ışıklar, oradan oraya gidip geliyor, insanlara eşlik ediyordu.

      İnsanların arasında uygun bir yer bulduktan sonra Veronica elimi bırakarak karşıma geçti. Güzel gözlerinin yanı sıra çok güzel gülüyordu bana. Benden önce davranıp gözlerini kapattı ve kendisini şarkının kollarına bıraktı.

      Ben de gözlerimi kapattım. Bu, her gün kapattığım gözlerim gibi değildi. Her şey küçük kafa hareketiyle başlamıştı. Geri dönülemez noktayı çoktan geçmiştim. Bundan sonrası benim için tamamen bilinmeze açılan bir yoldu. Küçük bir ayak hareketi, bir el hareketi derken zehir tüm bedenime nüfus ediyordu. Benim de diğerlerinden bir farkım yoktu artık. Müziğin akışına göre bazen yavaş hareketler, bazen hızlı hareketlerde bulunuyordum. Kimsenin kimseyi umursadığı yoktu. Tüm hareketlerimde özgürdüm. Ben ve bir de müzik vardı. Müziğin içerinde kaybolduğumu hissediyordum. Nerede olduğumu bilmiyordum. Karanlığın orta yerinde dans etmeye devam ediyordum sadece. Derinden hızlı hızlı nefesler eşliğinde mest oluyordum. Beynim müzikle kendinden geçerken binbir parçaya ayrılıyordu. Artık bir dünya yoktu, bir ben yoktu, sadece müzik vardı.

      Gözlerimi açtım. İnsanlar özgürce dans etmeye devam ediyordu. Sonra onu gördüm. Veronica’nın kıvrımlı vücudu karşımda müziğe ayak uyduruyordu. Başını sağa sola salladığı her seferde uzun saçları havada dalgalanıyordu. Şortunun altında zarif çıplak bacaklarına kaydı gözüm. Her hareketiyle yere vuruyordu, dünyadan öcünü alıyordu. Yüzünde huzuru görebiliyordum. Sorunsuz hayattan bir parça yüzüne yerleştirilmiş gibi. Yavaşça gözlerini aralamaya başladı. Benim ona baktığımı fark edince gülümsedi. Ellerini belinde gezdirerek bana görsel şölen sunuyordu. Adım adım bana yaklaştı. Hemen önüme geldiğinde kollarımın arasına girdi. Bir bütün olarak dans ediyorduk. Ellerimi beline sararken gözlerinin içine bakıyordum.

      Hareketlerim müzikten bağımsız yavaşlamaya başlamıştı. Ne kadar müzik beni etki altına alsana yoruluyordum en nihayetinde. Mekanın barına bakıp bir şeyler içmenin iyi olacağını düşündüm. Veronica benim kadar yorulmuşa benzemiyordu. Ellerini havada sallamaya devam ediyordu.

      Kulağına yaklaşarak sesimi duyurmaya çalıştım. “Bir şeyler içmeye ne dersin?”

      Bana baktı. Ağzının kımıldadığını gördüm ama ne dediğini duyamamıştım. Sormaya yelteneceğim sırada elimi tutup bara gitmemiz için işaret etti. Bunun üzerine sormaya gerek duymadan insanların arasına karıştık. Kalabalığın arasından ilerleyerek çıkmaya çalışıyorduk. Kalabalıktan kurtulduğumuzda mekanın arkasındaki barı ve çevresini saran masaları görebiliyordum. Masaların yanından bara doğru ilerledik. İnsanlar alkollerini içiyor, sohbet ediyorlardı. Tek başına olan hiç kimseyi göremiyordum. Ya partnerleriyle beraberler ya da bir arkadaş grubuyla beraberlerdi. Müzik az önce olduğu kadar yüksek değildi artık. Barın önüne yaklaştıkça barın beyaz ışığı yüzümüzü aydınlatmaya başladı. Barmenlerin arkasında alkol şişeleri ve ince belli bardaklar yerleştirilmişti. Aralarında kendisini belli eden birkaç kadeh bardağı vardı.

      Barın sağında bulunan boş taburelere oturduk. Barmen bize bakasıya kadar ceketimden hemen sigara paketini ve çakmağı çıkardım. Paketin içerisinden bir sigara kendime, bir sigara da Veronica’ya verdim. Çakmağı ateşlediğim gibi Veronica’nın sigarasını yakmasına yardımcı oldum. Kendi sigaramı da yaktıktan sonra karşımda duran süslü yazıyı seyretmeye başladım. Birbiriyle alakasız irili ufaklı, renkli harflerle LunaClub yazıyordu.

      “Size ne vereyim?”

      Ben her zaman içtiğim biradan sipariş vereceğim sıra Veronica lafa girdi. “Şu kokteyli yapabilir misiniz?”

      Telefonu barmene doğrultmuş bir video seyrettiriyordu. Başımı ileriye uzatıp ben de baktım. Metrodayken sosyal medyada izlediği videolardan biriydi. Üçümüz de videonun bitmesini bekliyorduk.

      “Kusura bakmayın hanımefendi, bu kokteyl menümüzde yok.”

      Veronica’nın yüzü biraz düşerken benim için değişen bir şey olmamıştı. Biramı söyleyip istediğim şeyi içecektim. Veronica telefonda gösterdiği kokteyl yerine başka bir tane söylemişti. Barmen benim biramı dolaptan çıkardı. Önümüze elinde birkaç malzemeyle beraber geldi. Arkasından bir bardak, tezgahın altından ise buz aldı. Birayı bardakla birlikte önüme koydu. Diğer malzemeleri bir bir karıştırarak Veronica’nın kokteylisini yaptı.

      “Afiyet olsun size.”

      Masanın üzerindeki elimle müziğe eşlik ediyor, bir yandan da sigaramı içiyordum. Sakin ve huzurluydum. Gözlerimi kapadım. Kafamın içinde müzik çalmaya devam ediyordu. Bunun böyle devam etmesini istiyordum. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi geri açtım. Veronica telefonuyla uğraşıyordu. Yukarıdan bir bildirim düştü ekranına, annesindendi. Cevap yazmak için bildirime tıkladı.

      “Annene mesaj mı yazacaksın?” Sorumun üzerine bana baktı. Neyin yanlış olduğuna anlam veremiyordu. “Ailem beni umursamıyor diye yakınmıyor muydun, şimdi neden mesaj atasın ki?”

      “Onlar benim ailem çünkü.”

      “Umursamıyorlarsa, umursamamalısın. Kendini yıpratmaktan başka bir şey kazanamazsın.”

      Sadece yüzüme bakıyordu. Dediğim şeyi kavradığına emin değildim. “Ne dediğinin farkında mısın?”

      Devam ettirdiğim takdirde, bu tartışmanın büyüyeceği noktaydı. Veronica’yla tartışıp günümü mahvetmek istemiyordum. Onun iyiliğini düşündüğümü göremiyordu yalnızca. Göremiyor olmasına karşın yapabileceğim bir şey yoktu, bu benim sorunum değildi. Sessizce önüme döndüm. Birama ve sigarama devam ediyordum. Bunun üzerine Veronica’da ses etmeden annesine cevap yazdı. Yarın bir gün tekrar üzülecek olan kendisiydi.

      Biramın son yudumunu kafama dikiyordum. Şişeyi masaya koyduğumda Veronica’nın gözlerine baktım. Ağzından dökülen sözler beni çok mutlu etti. “Biraz daha dans etmek ister misin?”

      Bu teklife nasıl hayır diyebilirdim. Biramı içmiş ve dinlenmiştim. Saatten bir haberdim ama buraya bunun için gelmemiş miydik? Veronica’yı peşi sıra takip ediyordum. Masaları arkamızda bırakarak kalabalığın yanına geldik. Müzik etrafımızı sarıyor, büyüsüyle bizi ele geçiriyordu. Müziğin verdiği heyecanla kalabalığın içerisine daldık.

      Beraber asansöre ilerlemeye başladık. Etrafımızda insanlar çılgın gibi dans etmeye devam ediyorlardı. Bunca saattir dans etmelerine rağmen hiç yorulmuşa benzemiyorlardı. Asansörün tuşuna bastığım zaman üçüncü kattan geldiğini küçük, kırmızı ekrandan takip ediyordum. Ekranın üzerinde eksi biri gördüğümde saniyeler içerinde asansörün beyaz ışığı yüzüme vurdu. İçerisine binip yukarıya çıkmaya başladık. İlk seferki gibi ufak bir sarsıntıyla durmuştu. Kapılar açıldığında koridoru sadece asansörün ışığı aydınlatıyordu. Koridora attığımız adımla sensörlü lamba tetiklendi.

      Apartmandan ayrılarak metronun yolunu tuttuk. “Buraya bir daha gelmeliyiz.”

      Cebimden sigara paketini çıkardım. “Haklısın, sen de sigara içecek misin?”

      “Hayır, teşekkürler.”

      Ateşi dudağımdaki sigaraya yaklaştırdım. Hızlı hızlı birkaç nefesin ardından sigarayı yakmayı başardım. Veronica yanımda, bugünün güzelliğini düşünüyordum.

      Bunun yalnızca benim düşüncelerimde kalmasını istemedim. “Bugün güzel bir gündü.”

      Veronica bana baktı. O da bunu biliyordu. Gözlerinin içi parlıyordu. “Her zaman olduğu gibi.”

      Her zaman olduğu gibi ciğerlerimi sigaranın dumanıyla doldurdum. Veronica’nın cevabı hoşuma gitmişti. Her zaman olduğu gibi bugün güzel bir gündü.

      Veronica merdivenin ortalarında bana seslendi. “At şu sigarayı artık.”

      Hızlıca sigaradan iki nefes alıp kaldırımın kenarına fırlattım. O sırada Veronica yürümeye devam ettiği için beni geride bırakmıştı. Hızlı adımlarla ona yetişmeye çalışıyordum. İstasyonda metroyu beklemeye başladık. Etrafa bakınıyordum. İstasyonda çok fazla insan beklemiyordu. Bakacak bir şey de yoktu. Biraz daha bekledikten sonra uzaktan görünen ışıklar metronun habercisiydi. İnsanlarla beraber metroya binmek üzere hareketlendik. İnsanlardan önce içeriye girerek boş bir yere oturduk. Oturduğumuzda gibi Veronica’nın telefonunu çıkardığını gördüm göz ucuyla. Gözlerimi ayırıp dışarıyı seyretmeye başladım. Şehir ışıklarının yanı sıra kendimi görüyordum. Gözlerimin içine bakıyor, orada olan şeyleri görüyordum. Mutlu ve huzurluydum. Geriye sadece Kevin’la işleri büyütmek kalıyordu. O zaman paranın peşinden koşturmam gerekmeyecekti.

      Metro istasyonundan ayrıldıktan sonra Veronica’nın evine yürümeye başladık. Veronica artık bana yolu tarif etme ihtiyacı duymuyordu. Onu evine bıraktıkça yolu öğrenmiştim. Eve yaklaştığımız zaman perdenin arkasında titreyen ışığı fark ettim.

      Işığa gereğinden fazla baktığım için Veronica açıklama gereği duymuştu. “Annem her zaman olduğu gibi televizyon izliyor.”       Veronica’yı öpüp vedalaştıktan sonra evimin yolunu tuttum. Birkaç metro durağının ardından eve yürüyordum. Her sokak lambasının altından bir bir geçiyor, her geçtiğim sefer gölgemin hareketini izliyordum. Cebimdeki paketten bir sigara çıkardım. Saat on ikiyi geçmiş olmalıydı. Sokakta kimseyi göremiyordum. Sigarayı yakarak ciğerlerim dolana kadar içime çektim. Çakmağı cebime koymak yerine elimde oynuyordum. Aldığım nefes, yaşadığımı hissettiriyordu bana.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Begin typing your search term above and press enter to search. Press ESC to cancel.