Judeau (Bölüm 21)

      Sıcacık yatağımda yatarken tanıdık bir ses bana sesleniyordu. Uykumu bölüp kalkmak istemiyordum. Biraz kendime gelirken gözüme vuran güneşten rahatsız oldum. Başımı hafif yana kaydırarak güneşten kurtulmaya çalıştım ama bu bir işe yaramamıştı. Güneş beni uyandırmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Hiç kalkmak istemiyordum. Yüzümü yastığa gömüp hafifçe somurttum. İllaki kalkacaktım, bunun kaçarı yoktu. Başımı kaldırıp kapkaranlık gökyüzüne baktım. Gökyüzünde bir tane bile bulut görünmüyordu. Sonsuz karanlık gökyüzü her şeyi yutuyordu. Üzerimden battaniyeyi atıp doğruldum. Yataktan sarkan ayaklarım yere değiyordu. Komodinin üzerindeki en sevdiğim kitabı gördüm.

      “Okula geç kalacaksın, hemen giyin ve aşağıya in.”

      O an farkına vardım. Odanın dışından bana annem sesleniyordu. Yataktan ayrılarak kapıya doğru ilerledim. İçimi kaplayan bir huzursuzluk vardı. Onun sesi bana huzur vermek yerine tedirgin etmişti. Odadan çıktığımda etrafımda bakmaya başladım. Annemin sesi buradaki odalarda gelmeyecek kadar uzaktan gelmişti. Bu odalarla zaman kaybetmeden doğruca merdivene yöneldim.

      “Daha yatakta mısın?”

      Sesi mutfaktan geliyordu. Son basamağın ardından salonun yanından merdivenin arkasına yürüyordum. Birkaç adım sonra onu görecektim. Kapının yanına geldiğimde onu tezgahın başında bir şeyler hazırlarken gördüm. Mutfağa attığım adımla birlikte beni fark edip arkasına döndü.

      “Sana giyinmeni söylemedim mi? Üzerindekilerle aşağıya-”

      Annem beni gördüğünde sözünü devam ettiremedi. Karşısında beni gördüğünde gözlerinden bir başkasını beklediğini anladım. Bana bakıp baştan aşağıya süzüyordu. Gözlerimin içine baktığında beklediği kişinin gelmeyeceğini kabul etmişti. Ben kapının önünde o tezgahın başında birbirimize bakıyorduk. İçimden bir ses bana bir şeylerin yanlış olduğunu bağırıyordu. O benim annemdi, bana en yakın olan kişiydi ama bir o kadar uzak geliyordu.

      En nihayetinde annem sessizliği bozup bana seslendi. “Neden burada değilmişim gibi davranıyorsun?”

      “Çünkü seni hatırlamakta güçlük çekiyorum.”

      Bir adım bana yaklaştı. “Her zaman senin yanındaydım.”

      “Öyle mi?”

      Bir adım daha yaklaştı. “Bunu sen de biliyorsun, her zaman seninleydim Theodore.”

      Duyduğum bu kelime zihnimin en derinliklerine kadar ulaştı. Tüm kapılar sonuna kadar aralanmış, zihnim berraklaşmıştı. O sihirli kelimeyi zihnimin her bir ucundan duyabiliyordum. Nereye baksam, nereye gitsem onu duyuyordum. Duymamak için en uzak yere gidiyordum ama bir anlam ifade etmiyordu. O da benimle birlikte geliyordu. Kaçabilecek bir yerim yoktu. Dünyanın en uzak yerinde olsa bile insan kendisinden kaçamıyordu. Ne acıdır ki kafasındaki sesler onu rahat bırakmıyor, acı içinde kıvrandırıyordu. Her baktığım, her duyduğum oydu. Bu gerçek, yüzeme tokat gibi çarpmıştı. Bu hayatta bir ben yokmuş.

      Tanıdığım, tanımadığım tüm kişiler bana sesleniyordu. Kulaklarım çınlarken yalnızca karşı duvara bakıyordum. Odamda, karanlığın içerisinde koltukta oturmuş, sesleri dinliyordum. Bunca yaşadığım şey ne uğrunaydı? Bir hiç uğruna olamazdı. Onca şey yaşamıştım. Her şey yeni bir hayat içindi. Sorunsuz bir hayat… Her seferinde hayatımı daha iyi yapabilmek için çabalayıp durmuştum.

      “Susun artık!” kulaklarımı dolduran sesler sinirimi bozuyordu. Onlara karşı sessizliğimi daha fazla koruyamadım. “Susun dedim, sussanıza!”

      Önümdeki masanın kenarından tuttuğum gibi var gücümle kenara fırlattım. Büyük bir gürültüyle tekli koltuğa çarpıp devrildi. Ayaklarından birkaç çıtırtı gelmişti. Sağlıklı düşünemiyordum. Kafamın içinde bu kadar ses varken hiçbir şey elimden gelmiyordu. Onları susturmanın bir yolu yoktu. Kafamın içinde kendi istedikleri gibi davranıp duruyorlar, bana acı veriyorlardı. Her geçen saniye zulüm oluyordu. Daha fazla katlanamayarak kulaklarımı ellerimle kapadım. Seslerin kesilmesini istiyordum. Onlardan kurtulmak istiyordum. Dizlerimin üzerine yıkıldım. Sesler gitmiyordu. Her an benimle beraberlerdi.

      “Susun artık. Susun artık! Lütfen… susun.”

      Onca gürültünün içerisinde beni duymuyorlardı. Aralarında olmama rağmen beni görmüyorlardı. Hemen yanlarındaydım halbuki ama beni fark etmiyorlardı. Ne halde olduğumu bilmiyorlardı. Önlerinde eriyip gidiyordum, onların hiç umurunda değildi.

      Yere kapandığım sırada farklı bir ses duydum. Bu gerçek miydi, bilmiyordum. Ellerimi yavaşça gevşettim. Neyin gerçek olup olmadığını ayırmakta güçlük çekiyordum. Bir kez daha o sesi duymaya çalıştım. Kapı çalmıştı. Başımı kaldırıp koridora baktım. Kapı tekrar çalıyordu, bu sefer diğerlerinden daha uzundu.

      “Orada mısın?”

      Veronica… O tamamen aklımdan çıkmıştı. Ayağa kalktım. Kapıya doğru ilerlerken kafamda duyduğum seslerin azaldığını hissettim. Veronica beni kurtarmaya gelmişti. Zile basmayı bıraktığında kapıya varmak üzereydim. Kapının önüne vardığımda konuşmaya başladı.

      “Umuyorum ki beni duyuyorsundur. Bunca zamandır seninle tartışarak kendimi kandırıyordum.” Kapıyı açmak için elimi uzattım. “Sen haklıydın Theodore.”

      Kapı kolunu tuttuğum gibi geri bıraktım. Az önce kaçmaya çalıştığım gerçek bir kez daha beni bulmuştu. Aklımın bana oynadığı bu oyun içerisinde kör biri gibi hayatımı sürdürüyordum. Gerçek gözümün önündeydi ve ben olanları göremiyordum. Tüm bunlar sorunlu hayatımın getirisi miydi?

      “Hemen kapının arkasındasın değil mi? Çıkardığın sesi duydum.” Kısa bir sessizlik oldu. Kapıyı açmayacaktım. O benim kurtarıcım filan değildi. Bu da bir yanılsama olmalıydı. “Açmamanı anlıyorum, gerçekten özür dilerim. Annem ve babam, ne yaparsam yapayım beni görmemeye devam ediyorlar. Onlar benim ailem olacak her zaman ama kendime onlar beni görmediği sürece onları görmeyeceğimi söyledim. Şimdi seni anlayabiliyorum. Her şey için geç kaldım muhtemelen.”

      Artık ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Ne ileriye bir adım atabiliyordum, ne de geriye bir adım atabiliyordum. Veronica’nın dedikleri, önemsediğim son şeylerden biriydi. Haklı olup olmamak zerre umurumda değildi. Hayatım bir yalanken haklı olmak ne ifade ederdi? Bana her seslenişinde bir başkasının adının dile getirilmesi…

      “Hâlâ oradaysan lütfen beni dinle… Annem bir televizyon programına çıkacağını düşünüp duruyordu. Sonunda kafayı yedi ve hastaneye kaldırıldı. Babam ise her zamanki gibi kendi halinde. Son zamanlarda kendimi çok yalnız hissediyorum…”

      Veronica kendi başına konuşmaya devam ediyordu. Kafamın içindeki sesler yükseliyordu. O kelimeyi sayıklayıp duruyorlardı. Veronica konuşmaya devam ediyordu. Hiçbir yere kaçamıyordum. Beni kimse kurtarmaya gelmeyecekti. Kapının önüne doğru çökmeye başladım. Veronica’nın konuştuğunu duyuyordum. Sesleri bastırmaya yetmiyordu.

      Ne kadar zaman geçtiğini kestiremiyordum. Artık Veronica yoktu, o gitmişti. Karanlığın içerisinde bir başıma oturuyordum.

      Bir de sesler vardı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Begin typing your search term above and press enter to search. Press ESC to cancel.