Kalbim… kalbim acıyordu, hâlâ hayatta ve nefes alıyordum. Bir kez daha başarısız olmuştum. Neden bunu yapamıyordum, neden?
Yatağa gömülmüş vücudum ağrıyordu. Ciğerlerime çektiğim her nefese karşı vücudum tepki gösteriyordu. Bu acıdan kurtulabilmek için nefesimi tutmak geçti aklımdan ama ne var ki sonunda pes edip tekrar nefes alacaktım. Acı vermesine rağmen nefes almayı bırakamazdım. Yaşamak için buna ihtiyacım vardı.
Sırtüstü yattığım yatakta zar zor gözlerimi aralayabildim. Gözlerim tavana sabitlenmiş, dik dik bakıyordum. Sadece boş, beyaz bir tavandı. Beni kendisine çekiyordu. Gözlerimi ayırt edemiyordum. O beyaz tavanın üzerinde kendimi görüyordum. Ayakta dikiliyordum. Her an aşağıya atlayabilirdim. Bir adım atmam gerekiyordu. Yapmam gereken zor bir şey değildi. Bir adım… Sadece bir adımdı.
Kalbimin sıkıştığını hissediyordum. Bu hissi iyi biliyordum. Atamadığım bir adım için canım yanıyordu. Gözlerim dolmaya başladı. Neden, neden atamamıştım o adımı, beni tutan şey neydi? Gözlerim dolmaya devam ediyordu. Bu hayatta istediğim şeyi elde edemeyecektim. Annemi bir daha göremeyecektim. Gözlerimin her iki kenarından tek bir şerit şeklinde gözyaşlarını hissettim. İçimde kopan bir parça gibiydi.
Gözlerimi kapattım. Hiçbir şey yapamıyordum sırtüstü yatmaktan başka. Tek gördüğüm az önce beyazın aksine siyahtı. Karanlığın içerisindeydim. Açmayacaktım gözlerimi. Akan gözyaşlarım hızlanıyordu. Bir ışık göründü ileride. Ne olduğuna anlam veremiyordum. Gittikçe büyüyor, etrafı sarıyordu. Karanlığın içerinde bana huzur veriyordu.
“Theodore…” Bu ses, onun sesiydi. “Daha fazla ağlama.”
Gözyaşlarımı kolumun tersiyle sildim. Işıkların arasından onun o güzel, bana bakan yüzünü gördüm. Bana bakıyordu. Ona bakmaya doyamıyordum. Ellerini yavaşça göğüs hizasına kaldırıp kendisine doğru gelmemi işaret ediyordu.
Gözlerimi açtığımda tekrar tavana bakıyor buldum kendimi. Artık ağlamıyordum. Küçük bir baş hareketiyle pencereden dışarıya baktım. Pencerenin köşesinden binaların izin verdiği kadar mavi gökyüzü görünüyordu. İçimi bir panik kapladı. Hava aydınlanmış ve ben yatağımda yatıyordum. Bugün işe gitmemiştim. İçimi kaplayan panik büyümek yerine azalıyordu. Yatağımda yattığım için rahatlıyordum. Hangi günde ya da saatin kaç olduğunun bir önemi yoktu. Şu an burada yalnızca yatıyordum. Dışarıyı seyretmeye bir süre daha devam ettim.
Yavaşça yattığım yerden doğruldum. Ayaklarımı yataktan sarkıtınca üzerimde bir rahatsızlık hissettim. Bu rahatsızlık üzerimde bulunan kıyafetlerden kaynaklıydı. Dışarıya çıktığım kıyafetlerle yatmış olduğumu fark ettim. Çatıya çıktıktan sonra… Hemen yüzümü ellerimle kapadım. Çatıda olanlar aklıma hücum etti. Kenardan aşağıya baktığımı, aşağıda hiçbir şeyden habersiz insanları hatırlıyordum. Adım atmak üzereydim. Sonrasını ise… hatırlamıyordum. Eve gelince üzerimi değiştirmeden yatıp uyumuş olmalıydım.
Ellerimi aralayarak tekli koltukta anneme baktım. “Günaydın anne.”
Avcuma dolan suyu seyrediyordum. Çok geçmeden suları tutamaz oldum. Kenardan, bulabildikleri boşluklardan taşmaya başladı. Su dolu avcumu hemen yüzüme götürdüm. Bir avuç su yetmemişti kendime gelebilmek için. Ellerimi çeşmenin altına sokarak bir avuç su daha aldım ve bir avuç su daha. Yüzümdeki sular süzülürken aynaya baktım. Aynadaki kişiye, doğruca gözlerine bakıyordum. Bunun gerçek olup olmadığını anlamak istiyordum. Hâlâ burada olduğumu kabullenmeye çalışıyordum. Başarısızlığımı üzerimden atamıyordum. Gözlerime bakmaya devam ederken tek duyduğum ses çeşmeden akan suydu. Boş yere akıp gidiyordu. Çeşmeyi kapattığımda banyoda büyük bir sessizlik oldu. Bu sessizlik gittikçe katlanılması zor bir hâl alıyordu.
Aynanın önündeki tarağı elime alıp dağınık saçlarımı taramaya başladım. Saçlarımın dağınık olmasından hoşnutsuz oluyordum. Saçlarımı en son ortadan ayırdım. Sessizlik beni rahatsız edecek duruma gelmiş, artık katlanamıyordum. Banyoyu terk ederek odama geri dönecektim. Elimdeki tarağı yerine koyduğum sıra aynada onu gördüm.
Bu sessizliği bozan kişi o oldu. “Senin için buradayım.”
Gözlerim sonuna kadar açılmış, onun karşısında donup kalmıştım. O görmek istemediğim tek şeydi. Burada olmasına imkan yoktu. Gördüklerim beni yalanlıyor, o hemen arkamda bana bakıyordu. Bu nasıl olabilirdi? Korkudan hareket edemiyordum. Kalbimin delicesine attığını hissediyordum. Aklım olanları idrak etmekte zorlanıyordu. O hemen arkamda, buradaydı. Kesik kesik nefeslerle ona bakıyordum. Elini omzuma doğru uzatmaya başladı. O an her şey çekilmeye başladı. Elini bana uzatmaya devam ediyordu. Uzattıkça uzanıyor, onunla aramda mesafeler açılıyordu. Her an omzuma değebilirdi. Bu düşünce beni harekete geçirdi. Arkama bile bakmadan banyodan çıktım. Koridorda koşturuyordum. Ondan olabildiğince uzağa kaçmak istiyordum ama bu eve sıkışıp kalmıştım. Hızlıca merdivene adım atarak ikişer üçer basamakları arkamda bırakıyordum. Yukarı kata varmamla odamın hafif aralık kapısını görmem bir oldu. Odama kendimi attığım gibi kapıyı arkamdan kapattım. Kapının arkasında derin derin nefes almaya devam ediyordum. Arkamdan gelip gelmediğini bilmiyordum ama gelmediğini düşünemiyordum. Şu an basamakları yavaş yavaş çıkıyordu. Beni yakalamak için bir acelesi yoktu. Kaçmanın bir anlamı yoktu. Şu an kapının önünde ve açmak üzereydi. Gözlerimi sımsıkı kapatmış, onun kapıyı açmasını bekliyordum.
Kapıyı kimse açmamıştı. Gözlerim kapalı, kapıya yaslanmış şekilde duruyordum. Gözlerimi açtığımda az önce hissettiğim derin korku giderek azalıyordu. Kapının yanından ayrılıp dağınık yatağımın yanına ilerledim. Pencereden dışarıya ufak bir bakış attıktan sonra yatağıma yattım. Hızlıca battaniyeyi başımın üzerine çektim. Gözlerimi kapattım zaman battaniyenin altına sızan ışık bile beni rahatsız ediyordu. Daha başka bir çarem yoktu. Sağıma dönerek ışığı yok saymaya çalışıyordum. Rahatsız eden ışık bir yana aklımda dönen düşüncelerden kurtulamıyordum. Uyuyup kurtulmak istiyordum, biraz olsun rahatlamaktı niyetim. Peşimi bırakmıyorlardı. Sola döndüm, gözlerimin önündeydiler. Annem bana bakıyordu. Hemen arkasında ise o vardı. Annemin omzuna dokunuyor, yavaş yavaş benden uzaklaştırıyordu. Sağıma döndüm bir kez daha. Annemin elleri, yüzü morluklar içerisindeydi. Gördüklerim karşısında içim parçalanıyordu. Her bir morluğun nasıl olduğunu biliyordum. Onun eseri… Ve onu annemin arkasında gördüm. Bana dik dik bakıyordu. O öfke dolu bakışların altında ezildikçe eziliyordum. Sol tarafıma dönerek o korkunç bakışlardan kaç… Yanılmıştım, ondan hiçbir şekilde kaçamıyordum. Her yere benimle geliyor, bir an olsun yanımdan ayrılmıyordu. Onun gözlerine bakıyordum. Yüzünde belirgin bir gülümseme vardı. Tüm yaptıklarından oldukça memnun görünüyordu. Karanlığın içerisinde annemi göremiyordum. Sadece o ve ben vardık. Bana bakmaya devam ediyordu.
Üzerimdeki battaniyeyi attığım gibi olduğum yerde doğruldum. Yüzümü ellerimle kapamış, annemi düşündüm. Benim yanımda olmalıydı. Ellerimi yüzümden ayırıp tekli koltuğa baktım. Annemi görmek istiyordum. Yanımda olmasını istiyordum. Bunların hiç biri olmayacaktı. Her şeyimi benden almıştı. Onun ölmesi gerekirken annem ölmüştü. Bu hiç adil değildi.
Dört duvar arasında sıkışmış hissediyordum kendimi. Pencereden dışarıya baktım. Nereye gidebilirdim ki? Gidebilecek hiçbir yerim yoktu, bir tane bile. Yataktan ayrıldım. Odanın kapalı kapısını açıp koridora çıktım. Üzerime geçirdiğim ceketle kendimi dışarıya attım. Apartman kapısının önünde duruyordum. Apartmanın önünden ayrılamıyordum. Dışarıda adım atacak bir yerim yoktu. Tek bildiğim sağ tarafta baktım. Her gün kafeye gidiyor, zamanımı öldürüp geri geliyordum. Tüm bunları kiramı ve karnımı doyurmak için yapıyordum.
İnsanlar önümden geçip giderlerken ben apartmanın önünde dikilmeye devam ediyordum. Kaldırım ve yol yarı ıslak görünüyordu. Gökyüzüne baktım. Bir ara toplanmış bulutların yanı sıra hava açıktı. Nereye gideceğimi düşünmekten sıkıldığım zaman, her gün gittiğim yolun tam tersi ilerlemeye başladım. İnsanların arasına karışmış… Daha çok karışmaya çalışan, aklı karışık, kimsenin farkında olmadığı biri olarak yanlarında yürüyordum. Onlar her gün koşturdukları işlerine bugün de koşturuyorlardı. Hayat sadece koşturmaktan mı ibaretti? Benim gördüğüm tek şey buydu. Onlar gibi olduğumda her şey benim için çözülecek, tek düşündüğüm işe gidip gelmek olacaktı.
Adımlarımı hızlandırmaya başladım. Kaldırımda insanların arasından hızlı hızlı geçiyordum. Onlar gibi olmam gerekiyordu. Biraz daha hızlanmalıydım. Nereye gittiğim önemini yitirmeye başladı. Hızlanmalıydım, onlar gibi olmalıydım. Daha da hızlı gitmeliydim.
“Önüne baksana!”
Hemen toparlanıp arkama bakmadan yoluma devam ettim. Onlar gibi olmak için devam etmeliydim. “Önüne bak da yürü!”
Yoluma devam etmeliy… “Senin annen öldü.”
Duyduğum şey karşısında yerime mıhlandım. Bunu söyleyen yanımdan gelip geçmişti. Arkama dönerek onu gözlerimle takip ettim. Benden uzaklaşıyordu.
“Evden hiçbir zaman kaçmaman gerekirdi.”
İnsanların ne dediğini anlayamıyordum. Neden böyle şeyler diyorlardı? Yanımdan bir başkası geçti. “Babanın yanında kalmalıydın.”
Söylenen söyler bir bir artarken yanımdan geçen insanlar, şimdi etrafımı sarmaya başladı. Söyledikleri her sözün altında eziliyordum. Yalnızca onlar gibi olmaya çalışıyor, kötü hayatıma bir çözüm arıyordum. Onların yaptığı şey ise beni dışlamak oluyordu. Gittikçe etrafımda sayıları artıyordu.
Nereden geldiğini anlamadığım söz, kalbimin en derinlerine ulaşmayı başardı. “Annenin yanına dön!”
Birbirine karışan sözlerin arasında duyduğum son şeydi ve o an kimsenin yanında bulunmak istemedim. Bir şekilde insanların arasına dalarak onlardan kurtulmaya çalışıyordum. Gözyaşlarım akıp gidiyor, tutamıyorum. İnsanların arasından kurtulmalıydım, buradan çıkmalıydım. İnsanlar ben çıkamayayım diye birbirine kenetlendikçe kenetleniyorlardı. Beni aralarında tutmaya kararlıydılar. Her bir yanımda bulunan insanlara sürtüne sürtüne ilerlemeye çalışıyordum. Bir insanı arkamda bıraktığımda bir diğeriyle uğraşıyordum. Bu, karanlık mağarada bir tünel kazmak gibiydi. Eşeledikçe devamı geliyordu. Şimdi sonuna vardım dediğim her sefer, son olmadığını görüyordum.
“Annenin yanına dön!”
“Denemedim mi zannediyorsun!”
Gözyaşları önümü görmemde zorluk çıkarıyordu. Söylenilen son söz kafamın içerisinde çınlamaya devam ettikçe bu karanlık tünelde debelenip duruyordum. Bunun bir sonu gelmiyordu. İnsanların arsına sıkışmış ve umudumu yitiriyordum.
“Yardım et anne!”
Herkes ellerini uzatıp tutabildikleri yerden tutuyorlardı. Beni kendilerine çekiştirmeye başladılar. Onlara karşı gelmeye çalışıyordum. Anneme muhtaçtım, her zaman olduğu gibi onun yardımına ihtiyaç duyuyordum. Burada sıkışıp kalmıştım. Bir çıkış yolu yoktu. Bunu tek başıma yapamıyordum. Her zaman benim yanımda olmuştu, bu sefer de yanımda olacaktı. Bundan emindim. Tüm insanlara karşı gelmeye çalışırken annem yakarışlarıma karşılık vermiyordu. Son umudumu da yitirdiğimde insanların beni karanlığın içerisine çekiştirmelerini izliyordum. Onlara karşılık verecek bir gücüm kalmamıştı. Her yanımı kaplayan insanların arasında son gördüğüm annemdi.
Gözlerimin kapanmasından sonra büyük bir boşluğa düştüm. Karanlığın içerisinde sert zemine çarpmamla yerde birkaç kez yuvarlandım. Yüzüstü uzanırken bana yaklaşan ayak sesleri kulağıma geldi. Her adımda büyük bir gürültü kopuyordu. Başımı biraz kaldırıp kimin geldiğini görmeye çalışmam boşunaydı. Karanlıktan başka hiçbir şey görünmüyordu. Birden bire biri saçlarımı tutarak başımı sertçe asıldı. Canımın yanmasına karşın dişlerimi ve gözlerimi sıktım. Canımı yakıyordu, saçlarımı asılan kişiyi görebilmek adına gözlerimi araladım. Bu oydu, o iğrenç bedeniyle hemen yanımda bulunuyordu. Karanlığın içerisinde zar zor ağzının hareket ettiğini gördüm. Bana bağırıp küfürler savuruyor olmalıydı. Ondan öğrendiğim başka bir şey yoktu.
“Theodore topu bize atsana.”
İleride dikilmiş dört çocuğa baktım. Atmamı istedikleri top önüme doğru yavaş yavaş yuvarlanıyordu. Gözümü toptan ayıramıyordum. Sonunda ayağımın ucunda durdu. Uzunca ayağımın dibindeki topa baktım. Çocuklara atıp atmama konusunda kararsızdım. Onların kim olduğunu hayal meyal hatırlıyordum. Ortaokulda aynı sınıftaydık. Okul bahçesinin bir köşesinde kendi halimde zaman geçiriyordum. Yalnızca topları buraya kaçtığında bana seslenirlerdi. Beni aralarına bir kez bile almamışlardı. Çocuklar topu atmam için el ediyorlardı. Sonunda en öndeki çocuk beklemekten sıkılarak topu almaya geldi. Yerden eğilip alırken ağzının oynadığını gördüm. Ne söylediğini duyamıyordum. Her zaman olduğu gibi beni kötüleyecekti. Gitmeden önceki o son bakışı, topu atmadığım için öfke doluydu.
“Eve gidelim mi?”
Sesin geldiği tarafa baktım. Annem hemen solumda elini bana uzatmış, bekliyordu. Hiç düşünmeden annemin elini tuttum. Birlikte okul bahçesinin ötesine gidiyorduk. Annemin hayatıma anlam katan gülümsemesini görebilmek için o güzel yüzüne baktım ama gülümsemiyordu. Yüzünde olabildiğince donuk bir ifade vardı. Ağzı kımıldıyor, dediklerini duyamıyordum. Endişe hızla tüm bedenimi sarıyordu. Annemi duyamamak diğerlerini duyamamaktan çok daha beterdi. Annem bir şeyler söylemeye devam ediyordu ama ben duyamıyordum.
“Anne… anne-”
O an gözlerim sonuna kadar açıldı. Onu dürtmem veya elimi çekmeye çalışmam hiçbir işe yaramıyordu. Annem yanımda olmasına rağmen bana karşılık vermiyordu. Yalnızca robot gibi elimi tutuyor ve beni arkasından çekiştiriyordu. O benim annem değildi. Annem olsaydı, asla böyle davranmazdı. Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Karanlığın içerisinde yürürken elimi kurtarmaya çalışıyordum sadece. Keskin bir baş hareketiyle bana baktı. Ağzı hareket etmeye devam ediyordu. Gözlerinde ise beni korkutan o öfkeli bakışlar bulunuyordu.
Annemin elinin olması gereken yerde artık bir bıçak tutuyordum. Karanlığın ilerisinde titreyen bir ışık gördüm. Elimde bıçakla ışığa doğru yürümeye başladım. Işığın izin verdiği ölçüde bir koridorda olduğumu görebiliyordum. Yavaş yavaş yürümeye devam ettikçe ışığın bulunduğu odadan anlamsız sözler işitmeye başladım. Orada her kimse varsa birden bire susup tekrar konuşmaya başlıyordu. Koridoru yürümeye devam ederken sağımda yukarıya çıkan bir merdiven fark ettim. Buranın neresi olduğunu biliyordum artık.
Merdivenin başına geldiğimde ışık kaynağını gördüm. Televizyondan yansıyan ışık odayı aydınlatmaya yetmiyordu. Televizyonun tam karşısında tekli koltuğa yayılmış birisi vardı. Onun yanına gitmeden önce merdivenden yukarıya baktım. Televizyonun ışığı merdivenin yarısında yitip gidiyordu.
Kararlı bir şekilde önüme döndüm. Bıçağı bu sefer kullanacaktım. Koltuğun yanına ilerlemeye başladım. Televizyonda gördüğüm adam anlamsız sözlerine devam ederken şekilden şekle giriyor, sözlerinin kesildiği zaman adamın ağzı hareket etmeye devam ediyordu. Koltuğun yanına yaklaştım. Öylece yayılmış ona bakıyordum. Bir elinde kumanda, uyumak için açtığı kanalın karşısında gözleri kapalıydı. Önüne doğru adım attıkça üzerinde gölgem yükseliyordu. Elimdeki bıçağı hissederek yüzüne bakıyordum. Bu o andı. Gözlerimde oluşan yanma hissine karşı gelerek bıçağı kaldırdım.
Benden çocukluğumu almıştı. Benden annemi almıştı. Benden her şeyimi almıştı. Benden… Annemin yerine o ölmeliydi.
Gözlerimi oyun alanındaki çocukların üzerinde gezdiriyordum. Kimisi kaydıraktan kayıyor, kimisi salıncakta sallanıyordu. Her birinin yanında bir ebeveyni vardı. Yanağımdan akan gözyaşını elimin tersiyle sildim. Onların yanında olabilirdim ama değildim. Ve hiçbir zaman da olmayacaktım. Oyun alanından ayrılarak parkta boş bir bank aramaya başladım. Bu parka neden geldiğimi kendi kendime soruyordum. Cevabı çok basitti. Başka gidebilecek yerim yoktu. Bir banka oturup saatlerimi harcayabilirdim. Evde dört duvar arasında durmaktan daha iyiydi.
Yeşilliklerin arasında bir bank bulmuştum sonunda. Bankın kenarına oturup insanları seyretmeye başladım. Altın gibi tüyleri olan köpeğin her iki yanında bir kadın vardı. Köpeği yürütürlerken birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Mutlu oldukları güler yüzlerinden belliydi. Onların hemen yanından koşarak geçen sporcu çifte baktılar. Onlara biraz daha baktıktan sonra ileriden gelen genç erkek grubunu gördüm. Kahkaha atıp gülüyorlardı. Önümden geçerlerken oynadıkları oyunun bir bölümü hakkında konuştuklarını duyabiliyordum. Dedikleri oyunu bilmiyor olmama rağmen yanlarına gitmek, onlarla konuşmak istedim. Kahkahalarına eşlik edebilmek geçti içimden. Onlar benden uzaklaşıyordu yalnız. Ben hiç bir zaman onların yanında olamayacaktım. Onları izlemekle yetindim.
Parkta gördüğüm herkesin yanında biri vardı. Sohbet ediyor, gülüyor, eğleniyorlardı. Bankta bir başıma oturan kendime baktım. Bir tek ben yalnızdım. Parktaki herkesin gözü benim üzerime döndü. Başka bir yere bakmıyorlar, göz kırpmıyorlar, sadece bana bakıyorlardı. Buraya gelmem büyük bir hataydı. Hemen ayağa kalkıp parkın çıkışına doğru koşturmaya başladım. Gördüğüm herkes bana bakmaya devam ediyordu. Üzerimdeki gözlerden rahatsızlık duyuyordum. Koşturdukça yanından geçtiğim insanlar başını çevirip bana bakıyordu. Gözlerinin içinde anlamlandıramadığım şeyler vardı, korkunç şeyler. Az önce izlediğim oyun alanındaki çocuklar şimdi bana bakıyordu. Salıncakta ileri geri sallanan çocukla göz göze geldim. O korkunç gözlere çok uzun bakamadım. Gözlerimi hemen kaçırıp her şeyi arkamda bıraktım.